17 Ağustos 2014 Pazar

DE DA

"Bir zamanlar ben de deli gibi sevdim!"
- Ben de!
- Ben dee!
- Ben deee!
- Ben daha çok!
- Ben mi? Aşkımdan öldüm öldüm dirildim...
Anladım! Telaşa lüzum yok.
Tırnak içinde aldım gördüğünüz gibi, ardı alayı meyhane kokusu da sinmiş bir şarkı. Tanju Okan güzel söylerdi...
Kolay anlaşılır bir şarkı...
Ne söyleyeceğimi unuttum...
Ha şuydu: Narsisizm, gerçek bir illettir, herkes "ben" der, kimse "ben" değildir. İnsanın fiil köküne varolmak için ihtiyacı vardır ama "de" ekine yoktur...
Nihilist neyi hiçlediğini bilir;
Narsisist de neyi yücelttiğini…
Bu garip hal, aslında iki hâl, nihilisti de soktuk işin içine çünkü...
Bu garip iki hâl, nihilizm de narsisizm de değildir...
"De ve Da"dır.
Şark, koca şark!
Şu düştüğün hâle bak. "Ben" demeye fiilin, aynaya bakmaya yüzün yok ama milyonlarca "ben diyen"in ve "beni beğenmeyen"in var...

BİZİM SİVAS YAZILARI, 17.08.2014, 14.52

16 Ağustos 2014 Cumartesi

KENT ŞAİRLERİ SEVMEZ

Daha ilk anda anlamıştım kentin şairleri asla sevmediğini...
Gaflet değil, gençlikti itiraf ediyorum: Beni de seyredenler vardı yoldan geçerken. Onun bir uzantısı olarak "sevilmediğimi bile bile" kentin sinematografik dünyasından ben de bir slayt gibi geçtim...
 Çok çabuk itiraf ederim sevdiğimi ve çok çabuk tövbe ederim sevmemeye...
Tövbe ettim...
Belediye encümen azaları "seyredilmeye uygun şairler" bulmak için toplanır ve ne yedireceklerine varana kadar karar verir.
Kent şairleri asla sevmediğini, tarihî yapıları korumayı incelik sayarak gösterir.
Nefretimi incelttim, kentin terbiyesizleri "hasetlik" diye yaydılar...
Bu dünyada/kentte sahtekar görmek istiyorsanız: Kendinde haset edilecek bir özellik vehmedenlere bakın!
Konu şair miydi?
Değil idi, şaire bile değildi...
Kent mümini sevmez...
Çünkü şiir imanî bir mevzidir.

BİZİM SİVAS YAZILARI, 16 Ağustos 2014

14 Ağustos 2014 Perşembe

BİR MAHALLE KURMAK

Bir mahalle kurabilir miyiz?
Mimarî özellikleriyle bir mahalle, mahalle dediysem...
Kurabiliriz...
Bürokrasi aşılır, arsa bulunur, en güzel evleri yapar, en güzel surette boyarız...
Mevcut resimlerden, yarım yamalak evlerden ilham alır ortaya başkalarına örnek olacak bir örnek bile bırakabiliriz.
İşin en zor tarafı "Mahallenin Delisi"ni bulmaktır...
O bulunmaz, bana kolayına kaçıp Bakırköy'e sipariş veririz gönderirler demeyin. Mahallenin Delisi, mahallenin akıllılarına görece delidir; psikologa göre değil...
Mahallenin Akıllıları kim olur?
Sıradan ve piyasa toplumuna akredite adamlar; böyle akıllılar çoktur ama mahalle konusunda mütereddit kalırlar. Hali vakti yerinde olanlar, fiyakalı olabileceğini düşünerek emlaki yatırımlarını yedeklerler.
Peki, kurmayalım mı?
Kurulsun elbette...
Natürmort bir resim gibi kentin alnına yapıştırılsın hem de...
Bir sur-i İsrafil umarak...

BİZİM SİVAS YAZILARI, 14. 8. 2014, 13.07

13 Ağustos 2014 Çarşamba

KARA KAYIŞ

Nasrettin Hoca, hocadır ama benim gibi hocalık maaşıyla geçinenlerden değildir. Tarlası vardır ve kendi rızkının çoğunu oradan çıkarır…
Karasabanla boyunduruk birbirine “kara kayış” ile bağlanır…
Bu fıkranın iyi anlaşılması zor, tek tek adı geçen eşyanın tarifi gerekebilir; bende vakit her zaman dar…
Hoca çiftini sürerken eskiyen kara kayış kopar ve o an yedeği de yoktur… Çıkarır sarığını kayış yerine ikame eder ama çatır çatır kopar…
Hoca sinirlense de yapacak bir şey yoktur, tebessüm eder ve sarığına hitaben:
─ Gördün mü tepemin süsü, kara kayışın neler çektiğini…
Der…
Bizlere de bir tebessüm bırakır…
Neden anlattım?
Tepemin süsü yok ama bana da hoca derler…
Bir mahallede ikamet ederim, kendi mahallem ve şükrederim…
Kapım daima açık…
Kısa günde kaç kapı dövülür bunu yaşamayan bilemez…
Neden geldiklerini ve benim gücümün yetmediğinde ne çektiğimi, tepesi çok süslüler asla bilemez…
Anlatmak bile acı verir…
İş
Aş
Acılar
Yokluklar…
Benim gücüm yetmediğinde neler çektiğimi boş verin,
Kapıma gelenlerin neler çektiğini anlamanızı dilerdim…
Empati değil, vicdan ister…
Yüreğinden başka muskası olan namerttir…


BİZİM SİVAS YAZILARI, 13 Ağustos 2014, 21.27 

12 Ağustos 2014 Salı

ADAM BİLDİK YOL SORDUK

"Adam bildik köy sorduk!" diye bir deyim vardır...
Başıma gelmişti, gerçekten! Yolu sordum, o "Ağaç suluyorum!" dedi...
Adamın adamlığını bilmem ama meğer sağırmış!
Onu geçtim...
Bir başkasına sordum, arkasını döndü...
Meğer o da ahraz imiş...
Bir başkasına daha sordum, hiç cevap vermedi, meğer o da büyük bir gazetede yazarmış...
Çocukken düşünceliydi, şimdi "Eğreti Düşünür" olmuş...
"Eğreti Düşünür" yaygınlaşan bir tip...
Okuduğunu hayata aktaramaz, çünkü karşılığı yoktur...
Hayatını okuduklarına bağlayamaz, çünkü hayatı yoktur.
Bir tek müreekkep yalamış olmasının gururu vardır, işte böyle kâtip olur...
Halkınızı sevin, çünkü halk aydındır...

11 Ağustos 2014 Pazartesi

DUA

Dua özgürlüktür...
Dua sınır taşı olmayan bir özgürlüktür...
Özgürlüğün en zirve noktası...
Talepte sınır yok; arzda sınır yok...
Piyasa adamı/adamları bunu asla anlayamaz...
Dua kuldan, kabulü Allah'tan...
Medyatik dua, reyting toplayabilir ama Nesrin Topkapı daha çok toplayabilir...
Dua tıklamak: Dua etmek değil, iradeyi ehl-i ırz olup olmadığını bilmediğin birine teslim etmektir...
Breh, breh, breh... Adamımı yine çok tıklamışlar...
Herhangi bir insan ki, ettiği duaya zorla insanları âmin demeye çağırıyorsa: Firavunlaşmanın tepe noktasındadır...
Düşer...


BİZİM SİVAS YAZILARI, 11 Ağustos 2014, 14.05

"BU MİLLET ADAM OLMAZ!"

"Bu millet adam olmaz!" demenin çok yolu vardır...
Bu aynı zamanda çok yollu bir "yoldaşlar birliği" gerektirir...
Artistik olanı, kaba olanı, kalleş olanı, cahil olanı, hain olanı farklı yollarla birbirine bağlanır ve aynı yola hizmet ederler...
Dinli olanı da, dinsiz olanı da vardır elbette; bu yeni bir durum da değildir...
Artistik olanı rolü gereğidir; sanatçı taifesi daha yatkındır, çünkü yavşama katsayıları yüksektir;
Kaba olanı, postal yalamayı sevenlerden çok çıkar;
Kalleş olanı, çoğunlukla cinsiyet karmaşası içinde olanlardır... Erkeği olanları dişil, dişi olanları eril davranışlar sergiler;
Cahil olanı, cahildir; fazla söze hacet yok;
Hain olanı, harici kuvvetlerin cariyesi hükmündedir;
Dinlisi, "kitapsız"lık kurbanıdır; dinsizi kördür, sağırdır, dilsizdir... "Kitapsız"lar: Bakar-kör, işitir-sağır, konuşur-akrazdır; kader birlikleri bu yüzdendir.
"Yoldaşlar Birliği"nin işi zor... Hep milletin dışında kalıyorlara ama daima da altında ve eziliyorlar...
Ben milletimi seviyorum, bu kusur olmadığı gibi, kusursuz bir varlığı sevmek gibi bir şey de değildir... Kusurlarıyla, meziyetleriyle beraber seviyorum...
Evvelâ "ben" kendimim...
Canımı, cananım için severim...

BİZİM SİVAS YAZILARI, 11 Ağustos 2014, 12.38