ÇOK SİYASİ BİR YAZI
Siyaset, siyasetçi üstüne elbette söz söylemek lazım. Benim gibi ihtisası sosyoloji ve iktisat olanların aslında görevidir. Lakin, bu meyanda söylediğimiz her sözün iktidar, muhalefet, yandaş, candaş vs. tarafından nasıl yamultulduğunu ve saldırı aracına dönüştüğünü bir kaç kez yaşadım. İçinde taşıdığı ve nedenini bilmediğim ve bilmek istemediğim düşmanlıkları kabaran birileri, kendi iftiraları yetmezmiş gibi, başkalarını da paçalarıma sardılar. İçlerinde en dikkat çeken ise şimdi muhalif takılan üç kişi olmuştur; üçü de iktidar partisinden milletvekili aday adayı idi. Kişiliksiz muhalefetin en önemli sebebi bu nevi insanlardır. Şimdi mistik, sanatsever, musikişinas geçiniyorlar. Seçimler yaklaşınca ve halleri aday adaylığına elverirse görürüz.
Bu arz-ı halden sonra şunu söyleyeyim: Siyaset üzerine konuşacak olsaydım terörizm ve siyonizme göbekten bağlı terörist devletçikler kurmak isteyenler karşısında siyasetçilerin tavrını teşrih masasına yatırırdım. Bir şey olacak, birilerinin görüşü değişecek umuduyla değil; tarihe not düşmek adına yapardım. Mahut trio başta olmak üzere, bana giden seçim zamanı hiç hak etmediğim biçimde saldıranların üslubuyla değil elbette, en temiz Türkçe ve en sağlam tahlillerle.
Bu siyasi(!) yazıyı "terörizm ve siyonizme göbekten bağlı terörist devletçikler kurmak isteyenlerle ilgili hareketliliğe lütfen dikkat edin!" sözleriyle toparlayalım. Bu güruhlar ve güruhları sevk edenler okuyanı yazanı sever görünürler ama kendilerine yalakalık edenlerini severler. "Okur yazarlıkla yalakalık bir araya gelir mi?"derseniz; el-cevap gelir. Menfaatine kul olan nice çok yüksek tahsilli adam tanıdım.
28 Ocak 2026 Çarşamba
25 Ocak 2026 Pazar
ÖLÜM ÜSTÜNE HUSUSÎ BİR NOT
Adamın biri, ağanın konağına varmış ve rüyamda "Sizin evin önünde helva pişiriyorlardı. Yakında bir cenaze çıkacak!" demiş. Tabiri rüyadan tatsız ama yine de hane halkı rahatsız olmuş ve hepsi anında gözlerini azab'a çevirmiş. Öyle ya! Ölmeye en münasip kişi olsa olsa azap olur.
Ölümü kendime hiç uzak hissetmedim; hala öyleyim. Bir seneyi bayağı geçti. Ağır bir hastalık geçirmiştim, ameliyat oldum. Kalbim durmuş, ne yapmışlarsa bilmiyorum; yeniden kan pompalamaya başlamış. Bu kez solunumum durmuş, yeniden nefes almaya başlamışım. Hatırladığım bazı şeyler var ama çok hususî tecrübeler. Netice-i kelam vademiz dolmamış. Birilerinin yalan yanlış şeyler söylemesi üzerine işin aslını faslını özet geçtim.
Ölümün ağası, azab'ı olmadığı gibi; hikayenin sonu herkes için aynıdır. Dilerim bir ben değil, hiç kimse kul hakkıyla göçmesin. Ben "yaşama sevinci"nin ancak ölümü unutmamakla mümkün olacağı hissesini çıkardım, yaşadığım kıssadan.
SÖZÜN BAŞINA BAKMAK
Sözün başına bakmalı...
Sözün topuğuna bakmak, çirkin bir fiildir...
Sanal âlemde sözün topuğuna bakanları tanımak zordur,
gerçi yüz yüze olduğumuzda da zordur ama hiç olmazsa neyle kimle karşı karşıya
olduğunuzu bilirsiniz...
Neden söyledim bunları?
Hikmetli bir söz, ya da fiil gördüğünde alıp onu
kişiliğinin bir parçası yapmak yerine, çalıp satanlara kızdığım için... Bir de,
az çok ait olduğu sürüden fazlaca nemalanarak kendine pâye edinenlerin verdiği
rahatsızlıktan...
Uzak durmalarını dilemekten başka bir şey elimden
gelmez; uzak durun...
8 Ocak 2026 Perşembe
ELEŞTİRİYE MAHAL YOKTUR
İçinden fakir olan şairane hareketlilikleri derecelendiren mekanizma, iktidar ilişkileri içinde oluşan ve dağıtılan rütbelerle dönmektedir. Şüphesiz akademik dünya denilen sathilikten özenle seçilen kişiliksiz ve görgüsüz otoriteler, mahut mekanizmayı meşrulaştırmaktadır.
Mekanizmanın eleştirisine bilgi düzeyinde muktedir fertlerin bağımsız ve sivil olması durumunda, iktidar ilişkileri bütün cesametiyle süpürme harekatına girişir. Bunu göze alan çok nadir insanlar var olabilir; ekseriyet ise kudretini "eleştiri"yi engelleme biçiminde göstermektedir. Bilginin modern zamanlarda ne işe yaradığına en olumsuz örnekler bizim ülkemizdedir.
Hayıflanma biçimindeki söylemler can sıkıcı olup, ekseriyetle "içinden fakir" olanlar arasındaki sürtüşmelerden çıkan seslerdir. Sızlanmayı daha iyi becerenlere de genellikle bir ufacık susma payı ödülleri verilebilmektedir. Değerlerin istismarı yerine; "toplam gönül kalitesi" demek daha uygun olur. Değeri, kendi dışından tayin edilen şairane karartılara "değer istismarı"yla ilgili atıfta bulunmak çok yapılan bir hatadır ve düşmemek gerekir. İnsan, önce kendinden değerli olmalıdır.
Aleniyet taşımayan mekanizmalardan kitlelere ustaca sızdırılan "Biz" ve "Bizim" gibi kapsamlı söylemlerin, hakikate istinat eden en ufak bir tarafı yoktur. Yalnız "şairanelik"ler için değil, "sanatkaranelik"ler için de benzer şeyler söylenebilir. Dünyanın başka taraflarında, az bir zaman farkıyla zaten söylenmiştir.
Metheden, kimse bulamazsa kendini metheden küçük fikir kulüplerinin ciddi eleştirmen açıkları var. Belki onu da istihdam ederler. Püskürtme de olsa ortam biraz renklenir.
6 Ocak 2026 Salı
BELEDİYECİLİK YALANCI BİR MESLEKTİR
"Karı incitmemek için çabalayan bir belediye anlayışı takdire şayan değil midir?" dedim. Mizah ile anlatayım dedim kamunun derdini; meğer mizah yapmayı unutmuşum. İltifata sayanlar oldu. Ekser şehrimizde belediyecilik diye bir şey olmadığını yirmilik çivi gibi cümlelerle dahi anlatamazsınız. Şehre kıymet verdiklerini anlatarak kıymet bulmaya çalışan sahte bir şehirlilik mütehakkim bir suretle her yerde karşınıza çıkar. İşin başında onlar vardır aslında; sonunda da arsacılar, emlakçiler kazanır. Son yirmi yılda içine bir şehir sığacak yeşil alan kentin altında kalmıştır.
Bu ahval ve şerait, tabanı şirret ve tehlikeli kitlelerden oluşan bir teamül haline gelmiştir. Altyapı-üst yapı meselesidir şüphesiz ama altı da üstü de insan olan bir yapılaşmadır. Elbette, dozerleri ve sürücülerini ve sahiplerini karşımıza alacak değiliz, materyalizmin başpapazı gibi.
Övgüye muhtaç okur yazar, yaşanan hiçbir şey hakkında tek kelime konuşmadan az çok nemalanır. Altı üstü birbirine o kadar uygundur ki, garip/insan olduğunuzu fark ederlerse kaldırımlarda bile yürümenizi yürekleri kaldırmaz.
Garip olmanın sınırlarının hançeremize kadar genişlediği bir dünyada söz söylemek dahi zorlaşmıştır.
22 Kasım 2025 Cumartesi
AHLAKIN KÜTÜKLEŞEN SOYSUZLUĞU
Ahlak hakkında soyut şeyler söylemek çok kolay, kolay ötesi kolay. Ahlak alanında profesör bile olabilirsiniz. İyi ahlakın, kötü ahlakın ne olduğuna dair öyle şeyler söylersiniz ki, belagat şaheseri olur. İş, gerçek şahıslara yönelip, bir çift söz söylemeye geldiğinde arkanız, önünüz bomboş kalır. Dostlarınız sessiz kalır, uzak durmayı tercih eder; düşmanlarınız derhal karşınıza geçer.
Neden düşmandırlar? Ben, bir türlü anlayamadım; içinde hasetlik olabilir, duyguları o an fırsat bulup açığa çıkmıştır. O adamdan çıkarı vardır; çıkarı uğruna size vurmaya başlar. Bazen ve bizde çok olduğu gibi fotokopiden çıkmış gibi birbirine benzeyen karakterler öyle bir araya gelir ki, şaşırırsınız. Müthiş bir iletişimleri vardır ve gece gündüz gıybetli, riyalı çok tatlı iletişirler; şehirler arası hat bile kurarlar. Bu iletişim sayesinde bir de "davun topu" gibi yeni düşmanlarınız olur.
Ne istiyorum? Çözüm teklifim var mı?
Hayır!
Daha birbirini arayıp da selam vermeyi bile temel ahlakî değer olarak görmeyen insanlardan dostun olsa ne olur, düşmanın olsa ne olur. Kapitalizm, ahlakı da döviz kuru gibi dalgalanmalara bırakmıştır. Bu dalgalanmalar içinde insan ilişkilerini iyi anlamak için temel soru, "Kimin, ne çıkarı vardır?" sorusudur. Daha birbirini arayıp da selam vermeyi bile temel ahlakî değer olarak görmeyen insanlardan dostun olsa ne olur, düşmanın olsa ne olur. Kapitalizm, ahlakı da döviz kuru gibi dalgalanmalara bırakmıştır. Bu dalgalanmalar içinde insan ilişkilerini iyi anlamak için temel soru, "Kimin, ne çıkarı vardır?" sorusudur. Elbette o ilişkiler içinde tortu olarak ahlakî değerler de -duruma göre- bulunabilir. Buna müsaade vardır. Ahlakın, "Allah ile kul arasında" olan biten bir şey olmadığına inananlar daima olacaktır; onlara mümin denir.
Müminlerin iletişim halinde olmayışı, itikatları ile amelleri arasında bağ kurmada zafiyetlerini gösterir.
15 Kasım 2025 Cumartesi
ODAK
"Çıktılık" yapmayı pek seven, medyatik bir kısım "İslamcı/İslamlaşmacı" vardı. Âlim vasfını taşıyanlar, kendi çapında cemaati olanlar da vardı."Yapmacık" tavırlı geliyorlardı bana; uzak durmayı tercih ettim; hâlâ uzağım. Kendi ön yargılarıma göre bunları hiçbir zaman "yerli" bulmadım. "Eleştirel" takılmak adına didikledikleri hususlar: İslamcılığın/İslamlaşmacılığın zuhurundan önce de var olan; modernizmle beraber daha şiddetle vurgulanan ve bir bakıma hitabeleştirilmiş hususlardı. Bende şimdi geldikleri ve eklemlendikleri odağın, çıktıkları odakla aynı olduğu hissi uyandırıyor, söyledikleri. Aslında çıktıkları yer de yok, geldikleri bir yer de.
Ağır ve parsellenmiş konular, kalem oynatmaya, yeni kitaplar yazmaya müsait. Sadece, çıkılan yerle varılan yerin çatallı konumu beni ürpertiyor. Parmağı bırak, aynı kara deliklere akıllarını kerrat ile sokanların davası, iddiası, duası nedir? Soruyorum, soruyorum; kendi kendime soruyorum. Ama her soruya cevap vermek zorunda değilim; kendi sorum da dahil. Soru olarak kalsın.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)