13 Eylül 2026 Pazar

DOSTLUĞA DAİR AĞIR SÖZLER

Büyükşehir tesmiye edilen kentler dahi çok büyük değil. Hiçbir konuşuk muhitinde kalmıyor; birinin izine atılan söz, güdümlü mermi gibi kıvrıla büküle gelip muhatabına değiyor. Eski dostluklar hakkında, ağyar ile tek cümle konuşmadım. Didiklemek isteyenin yüzüne muavvizeteyn üfleyerek paylamanızı isterdim. İnandığımız ahlaki ilkeler, hatıralara hürmeti gerektirir ki; bazısı güldürür, bazısı ağlatır. Aranızın açıldığını görünce, durumdan vazife çıkarıp bir eski dostunuza ağız dolusu hakaret eden kişilerin lügatimizdeki tek karşılığı, müfsittir. Olur olmaza söz imkânı açmak, olur olmaz lakırdıyı dinlemek insanı “söz fesadı”na düşürür. Mide fesadına uğrayanın midesi; söz fesadına uğrayanın gönlü bulanır.

Dostluk, rüştünü ikmal eden bir kişi için hissiyatı aşar; hukukilik kazanır. Resmi hukuktan bahsetmiyorum; çünkü hayat, buyrukla, buyrultuyla çerçevelenemez. Söylediğini, eylediğini cari hukuk parantezine sokmak, genellikle adamlıktan nasibi olanların yolu değildir. Kimin, kimsenin içinde ne barındırdığını bilemeyeceğimiz gibi, beraber yürüdüklerimize bile her konuda kefil olunamaz. Dost mudur? Evet, yarım yamalak dahi olsa teveccüh gösteren herkes dosttur. Kimi daha yakın, kimi daha uzaktır ve mümkündür ki, uzak olan yakından sadıkanedir.

Biricik ilke, dostlukta kıdemin esas olduğudur. Kıdeme riayet, vefanın gereği olduğu gibi, insanın kendi geçmişiyle barışık olmasıdır. İnsanlara en acımasız tuzaklar geçmişiyle kurulur; hele de sözlerin topuktan vurulmasının mubah görüldüğü bu çağda. Son zamanlarda “Bana çok ağır sözler söyledi!” şikâyeti, yolda bulup dost mabeynine koyduklarımın naklen gönderdiği bir ihbarname gibi… Ağır söz dediğiniz her ne ise, ölçerek biçerek söylemişimdir; alenidir ve kayıtlıdır. Siz de bilirsiniz ki, “Mızmıza mızamız mızamıza mızmız” vezninde eğlenceli söylenceler harcım değil.

Ağır diyorsanız, ağır; suç diyorsanız, suç… Kârım, çıkarım var mı? Yok. Hasmınız var da onunla işbirliği mi yapmışım? Yok. Çok sordum, soruşturdum şu ağır sözlerimin sebebine dair tek kelime etmediniz; edemediniz.  Ben ikrar edeyim o zaman: Hikmet-i hükümet yüzünüze gülünce dostluğumuza zemin olan değerlerle bağdaştıramadığım davranışların tamamını ve daha kötüsü elbirliğiyle icra ettiniz. Biriniz işaretledi, biriniz tuttu, biriniz bağladı, biriniz vurdu ve çoğunuz seyretti. “Hani bana, hani bana!” diyen acezeleri hiç saymıyorum. Bir de şu aracılar koşarak helalleşme teşebbüsleriniz var. Rahat olun, şahsî haklarımı helal ediyorum, yalnız size değil uzak yakın herkese helal ediyorum. Benim hatırım bir şey değil; âli olan hakkın hatırıdır. Hakkın hatırına değdiyseniz işiniz zor; benim işim de kolay değil elbette. Kütüğe kim nasıl geçmiştir; bilinmez.

Dostlarıma kıdem durumuna göre hâlâ vefalıyım. İnandığım değerlere bağlılığıma ise vefa kelimesi kifayet etmez; onlar uğrunadır yaşadığım. Kabri gülşen olsun, dünyaya bakışını kökten değiştirince, bir müddet yetim-i ahbap kalan bir kadim dostuma “Zor olmadı mı?” deyi sual etmiş idim. O da:

─ Allah, bana o kadar güzel yeni dostlar bağışladı ki, mazide aldığım bütün yaralarım sağaldı!

Demişti.

O gün bu gündür eski dostun vefalısını, yeni dostun hayırlısını dilerim.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder