DOSTLUĞA
DAİR AĞIR SÖZLER
Büyükşehir
tesmiye edilen kentler dahi çok büyük değil. Hiçbir konuşuk muhitinde kalmıyor;
birinin izine atılan söz, güdümlü mermi gibi kıvrıla büküle gelip muhatabına
değiyor. Eski dostluklar hakkında, ağyar ile tek cümle konuşmadım. Didiklemek
isteyenin yüzüne muavvizeteyn üfleyerek paylamanızı isterdim. İnandığımız
ahlaki ilkeler, hatıralara hürmeti gerektirir ki; bazısı güldürür, bazısı
ağlatır. Aranızın açıldığını görünce, durumdan vazife çıkarıp bir eski
dostunuza ağız dolusu hakaret eden kişilerin lügatimizdeki tek karşılığı,
müfsittir. Olur olmaza söz imkânı açmak, olur olmaz lakırdıyı dinlemek insanı
“söz fesadı”na düşürür. Mide fesadına uğrayanın midesi; söz fesadına uğrayanın
gönlü bulanır.
Dostluk,
rüştünü ikmal eden bir kişi için hissiyatı aşar; hukukilik kazanır. Resmi
hukuktan bahsetmiyorum; çünkü hayat, buyrukla, buyrultuyla çerçevelenemez. Söylediğini,
eylediğini cari hukuk parantezine sokmak, genellikle adamlıktan nasibi
olanların yolu değildir. Kimin, kimsenin içinde ne barındırdığını bilemeyeceğimiz
gibi, beraber yürüdüklerimize bile her konuda kefil olunamaz. Dost mudur? Evet,
yarım yamalak dahi olsa teveccüh gösteren herkes dosttur. Kimi daha yakın, kimi
daha uzaktır ve mümkündür ki, uzak olan yakından sadıkanedir.
Biricik
ilke, dostlukta kıdemin esas olduğudur. Kıdeme riayet, vefanın gereği olduğu
gibi, insanın kendi geçmişiyle barışık olmasıdır. İnsanlara en acımasız
tuzaklar geçmişiyle kurulur; hele de sözlerin topuktan vurulmasının mubah
görüldüğü bu çağda. Son zamanlarda “Bana çok ağır sözler söyledi!” şikâyeti, yolda
bulup dost mabeynine koyduklarımın naklen gönderdiği bir ihbarname gibi… Ağır
söz dediğiniz her ne ise, ölçerek biçerek söylemişimdir; alenidir ve kayıtlıdır.
Siz de bilirsiniz ki, “Mızmıza mızamız mızamıza mızmız” vezninde eğlenceli
söylenceler harcım değil.
Ağır
diyorsanız, ağır; suç diyorsanız, suç… Kârım, çıkarım var mı? Yok. Hasmınız var
da onunla işbirliği mi yapmışım? Yok. Çok sordum, soruşturdum şu ağır
sözlerimin sebebine dair tek kelime etmediniz; edemediniz. Ben ikrar edeyim o zaman: Hikmet-i hükümet
yüzünüze gülünce dostluğumuza zemin olan değerlerle bağdaştıramadığım
davranışların tamamını ve daha kötüsü elbirliğiyle icra ettiniz. Biriniz
işaretledi, biriniz tuttu, biriniz bağladı, biriniz vurdu ve çoğunuz seyretti.
“Hani bana, hani bana!” diyen acezeleri hiç saymıyorum. Bir de şu aracılar
koşarak helalleşme teşebbüsleriniz var. Rahat olun, şahsî haklarımı helal
ediyorum, yalnız size değil uzak yakın herkese helal ediyorum. Benim hatırım
bir şey değil; âli olan hakkın hatırıdır. Hakkın hatırına değdiyseniz işiniz
zor; benim işim de kolay değil elbette. Kütüğe kim nasıl geçmiştir; bilinmez.
Dostlarıma
kıdem durumuna göre hâlâ vefalıyım. İnandığım değerlere bağlılığıma ise vefa
kelimesi kifayet etmez; onlar uğrunadır yaşadığım. Kabri gülşen olsun, dünyaya
bakışını kökten değiştirince, bir müddet yetim-i ahbap kalan bir kadim dostuma
“Zor olmadı mı?” deyi sual etmiş idim. O da:
─
Allah, bana o kadar güzel yeni dostlar bağışladı ki, mazide aldığım bütün
yaralarım sağaldı!
Demişti.
O gün
bu gündür eski dostun vefalısını, yeni dostun hayırlısını dilerim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder