28 Temmuz 2015 Salı

PEÇETECİLER!
Ne adi adamlarsınız siz be ya...
Satma satın alma diye bir şey yok. Terör örgütü hem kullanılır, hem de kendisini gönüllüce kullandırır.
Alt katta cenaze varken, üst katta tepişen playboy, playgirl gibisiniz. Fikir fahişeliğinize sınır yok...
Teröristin silahı bırakması kadar, sizin kalemlerinizi bırakmanız da halkın selameti için şart...
Bir de değil, sekiz dilde namussuzluk ve ihanet fışkırıyor kalemlerinizden...
Şuursuz çocuklara silah verip cinayete azmettirmekle, sizin elinize kalem verip yazı yazdırmak arasında fark yok...
Gündüz tabutlara yatan, gece kanla beslenen vampirler gibisiniz...
Bir milletvekilinin silah kuryeliği, TIR hadisesinin binde biri kadar dikkatinizi çekmemişse, dininizden geçtim, insanlığınızı sorgulayın.
Daha önce de sordum... Siz kimin kamyonusunuz yahu Allah aşkına, kimin nakliyat ambarısınız? Bence gazete değil, uluslararası sömürgecilerin, terör patronlarının peçetesisiniz... 
Peçetecisiniz...
Peçeteciler!

Bizim Sivas Yazıları, 28 Temmuz 2015

27 Temmuz 2015 Pazartesi

KANDİLİN HINÇAKLARI KİMİN İÇİN ÇALIYOR
Bazen kardeş kardeşi vurur ama kardeşlikten öte kardeşlikler kurulur...
Bedir, zirve örnektir...
Kan bağının üstüne çıkan kardeşlikleri düşünmeyen beyin her türlü hainliğe açıktır, evvelâ insanî bir akla imkân vermez.
Kandil, Kürt kardeşlerin selameti için yerle bir edilmelidir. En büyük zulmü de Kürtleredir...
Kürtler Kandil zulmünden kurtarılmalıdır.
Kandil, kökten kurutulmadan Kürtlerin kendi aralarında barışmaları bile mümkün değildir...
Kandilin en önemli işlevi, Kürdü Kürde kırdırmak değil midir? Bunu o kadar sinsi bir şekilde yapmaktadır. Din ve etnisiteyi kargaşa zemini olarak kullanp, aradan sömürgeci batılının gümrük memuru bir devlet kotarma sevdasındadır.
Bu hayalin peşinden insanları ölüme sürüklemek en büyük vahşet, Kürtlere yapılan en büyük ihanettir...
Cemil Bayık, bir hafta önce  "Halkımız meşru savunma örgütlenmesini ve bilincini de geliştirmeli. Bu sadece askeri güçlerin büyütülmesi temelinde değil, halk olarak meşru savunmasını geliştirmeli. Tüm halkımız silah almalı" dedi. Üstelik dünyaya ilan eder gibi...
Bu çağrı bana doğrudan Taşnak'ın bir zamanlar kullandığı eylem ilkesini hatırlattı
Taşnak, "Türkü, Kürdü her yerde ve her şart altında vur. Gericileri, sözünden dönenleri, ermeni hafiyeleri, hainleri öldür. İntikam al!" emri vermişti, komitacılarına. Taşnak, ayrıca Paris'te düzenlenen Jön Türk kongresine de katılmış, özerklik nutku çekmişti. Taşnak, federasyon demek. Bir de Hınçak var, kelime anlamı "Haç" demek ama Marxist bir örgüt, Rusya'daki Ermenilerle, Türkiye'dekileri bütünleştirip "Büyük Ermenistan" hayali peşindeler. Tabii, batılı devletler de acayip gaz veriyorlar.
Malum, tarih kafiye yaparmış ve vezne, redife, kafiyeye dikkat çekmek istedim...
Tarihçilikle ilgim yok, ders almak gayesinde mütevazı bir okuyucuyum... Tarihi ne muska yapıp boynuma takarım, ne de oradan kendime ilmihal çıkartırım.
Büyük tarihçiler konuşmak yerine homurdanıyor, küçük tarihçiler ise ona buna küçükleniyor. Oysa tarihî olaylardan yasa çıkmaz, yönelimler çıkar. Yönelimler hakkında sözü olmayan tarihçilik, sadece gevezeliktir.
Kandil'in bugüne kadar ki fiilleri, ilkeleri, söylemleri Hınçak-Taşnak sentezidir. Tarihin yönelimi de benzer bir sona işaret edebilir...

Bizim Sivas Yazıları, 27 Temmuz 2015, Pazartesi, 21.08

25 Temmuz 2015 Cumartesi

VESİKALI TARİHÇİLİK 
Ayşe Hür, ayrıca tarihçi ve yazar...
"HDP'ye 120 kez saldır, Diyarbakır'da dört kişiyi öldür, 400'ünü yarala, 32 sosyalisti öldür. 3 polisin intikamı için Kandili bombala. Ne kadar adil!" diye yazmış...
Efendice mantık hatalarına dikkat çekeyim dedim, engellenmişim. Tanımam bilmem aslında ama dışarıdan görevli biri olduğunu tahmin ediyorum. Provokatör anlayacağınız, kışkırtıcı...
Bu bayan tarihçi takılıyor...
Tarihçi...
Bir aylık hafıza ile nasıl tarihçilik yapılır bilmem ama memleketin akademisyenlerinden. Sağlam vesikalı bir tarihçi yani... 
Konu üç, beş, dokuz değil sayın tarihçi-yazar, istatistik hiç değil...
Kandil de bir köy filan değil, Alamut kalesi gibi bir savaş karargahı...
Ayrıca bu sayılar insan, her biri tek tek ayrı bir candır. 
Öyle değil de, dengeli olarak ölümler olsa, bir sizden-bir bizden gibi, "Aaaa ne kadar adil!" mi, diyecektiniz.
Sosyalist dediğiniz gençleri sizin tuttuğunuz PKK ile benim asla ve asla  tutmadığım DAEŞ beraberce başardı, utan ve çamur atma...
Türkçeniz ve imlanız o kadar bozuk ki... Boğaziçi'nde fazla "İngiliz" yetiştirmişler sizi galiba. Bir "Fransız kalmak!" deyimi vardı, galiba "İngliz olmak" diye bir deyim de eklemeliyiz...
Anladım bilginize esas tarihî vesikanız var ama bari vesikanızı doğru değerlendirin...


Bizim Sivas Yazıları, 25 Temmuz 2015, Cumartesi, 22.30
KÜRT AKLI
“Kürtler kendileri ve bütün buradaki dört devlet için bir şans iken, bu şansı tam tersine kullandılar. Neydi bu şans; Birleştirme! Kürtler ayırmak ve ayrılmak yerine bu dört ülkeyi: Türkiye’yi, Suriye’yi, İran’ı ve Irak’ı birleştirmeye çalışmalıydı. Kürtler kilit taşı rolündedirler. Birleştirme misyonunu üstlenseler idi halk bugünün yüz katı arkalarında olurdu…" demiş, Sezai Karakoç...
Arkalarında değil, ben kendi adıma böyle makuliyetin yanında olurdum.
Aklı başında bir Kürt, kendine şu soruyu sorsun: Ben, insanlığa, yaşadığım coğrafyaya ne gibi katkılarda bulunuyorum?
Sahi, nedir katkınız?
Aklım yetti yeteli hep mağdursunuz ama vergiden muafsınız ve “tüyü bitmedik yetim hakkı”nı yeme yarışındasınız. Aklım yetti yeteli ihmal edidiğinizi söylüyorsunuz ama devletin her yatırımını baltalıyorsunuz. Aklım yetti yeteli mazlumsunuz ama uzaktan ve arkadan vurarak öldürmenin, katliamın her türünde ehilsiniz.
Simdi üstadın şu aklıyla, Kürt ileri gelenlerinin dağdaki ve bağdakilerinin tamamının aklını toplayın ve mukayese edin...
Edilmez ama bir deneyin.
Ey Kürtler, aklınızı kullanmaya başlayın!
Kendinizi kullandırmaktan da vazgeçin…

Bizim Sivas Yazıları, 25 Temmuz Cumartesi, 19.14
YÜRÜYÜŞ DEĞİL VAHŞET ÇAĞRISI
Katliamlardan birinci derecede sorumluluk duymaları gerekirken, ölümleri de etnik emellerine âlet ediyorlar...
Benim bildiğim, bir sosyalist ulusalcı olamayacağı gibi, etnik ayrılıkçı da olamaz; enternasyonalizmden yanadır.
Türkiye’nin ideolojik sapmaları bu yazının konusu değil ama bir ideolojiye sıkı sıkıya bağlananların da “fikir namusu” diye bir şeye sahip olması gerekmez mi?
Katliamın canlı bombasının kimliği çok da önemli değil; çünkü iyi çalışılmış profesyonelce bir iş olduğunu anlıyoruz.
Katliamda hayatını kaybeden bazı çocukların anne ve babalarının haberi yok. Haberi olanların da, nazlarından geçemediğini yahut daha kötüsü devrimci hamasetiyle yolcu ettiler…
Üzülünmez mi? Ben canlı bombaya bile üzülüyorum…
Bu tecrübesiz çocukları iki ay öncesinden göstere göstere toplayan, bomboş bir şehri imar maksadıyla organize eden HDP bence zanlıdır. Siz bu çocukları otobüslere doldururken, içinizden biri de DAEŞ’le irtibattadır mutlaka. Çünkü terör örgütleri aynı patronlara bağlı hareket ederler. Katliam: PKK ile DAEŞ’in ortak organizasyonudur.
Etnik Parti’nin lideri “Güvenlik problemi var, bundan sonra güvenliğimizi kendimiz sağlayacağız!”  diyor. Ama gençlerin toplandığı yerde polisin güvenlik aramasına izin vermiyorlar. Kim? HDP…  Bunlar, “etnik” olmanın ön şartının önce insan olmak gerektiğini ya unutmuşlar yahut insaniyete kâfi tecrübeleri yok!
Kameralar neden kapalı?
Mahalli yöneticiler neden yok?
İstihbarat aldığınız söylüyorsunuz, hangi tedbirlere başvurdunuz?
Önümüze isminin “Şeyh” olduğunu öğrendiğimiz bir adam var, kendisi değil ismi şeyh. Bazı yazarlar adamın “Şeyh” olduğunu yazdılar yahu. Fikir namusundan bile söz etmek gerekmez, namussuzluğun tarifi içine böyle tipleri yerleştirme imkanımız yok. Şeyhin(!) kimliğini HDP’liler bulup polise teslim etmişler…
Sizde haysiyet olsa sorumluluk hisseder, şapkanızı önünüze kor düşünürdünüz.
Demirtaş, tam tersine 26 Temmuz Pazar günü halkı yürüyüşe çağırıyor. İzin yok, sınır yok; yani bu bir yürüyüş değil, şiddet ve isyan çağrısı.
6-7 Ekim olaylarının “Bombacı Mülayim”leri yine kan istiyor olmalı…
Korkum şudur: Öyle ya da böyle iki terör örgütü, gelecekte “Kanlı Pazar” adıyla anmayı düşündükleri kanlı bir organizasyona girmiş olabilirler.
Vahşete barbarlığa sınır yok!

Bizim Sivas Yazıları, 25 Temmuz 2015, 18.07

22 Temmuz 2015 Çarşamba

PİD
İran, "İslam" kelimesini künyesinden kaldırsın...
Problem kalmaz o zaman...
Son derece realist ve pragmatik bir politika izliyor...
"Pragmatik İran Cumhuriyeti" diyelim, şan olsun! Kısaltılmışı: PİD olsun.
Bunu yaparken de saha tecrübesini ve mezhep ilişkilerini sonuna kadar sürdürüyor...
İran Devleti'ni eleştirirken karşımıza önce birileri "İslam Devrimi" ve "İslam Kardeşliği"ni dikmekte ısrarlı...
"Mesafe" ayarlamayı bilmek, feraset ister!
İsrail ile mutabakata varsa bile korkarım ki, İran'a teşne-dil yüzlerce Türkiyeli olacaktır...
Esed'i ne çeşit İslamî kaygılarla desteklediğini ben anlayamam, anlayanlar elbette vardır. Ümmet Bilincidir(!) belki, İslam kardeşliği de olabilir. Muhacir de ağırlasın meselâ, kardeş payı yapalım...
Af buyurun ama bu coğrafyada "Türk Olmak" çok zor, "Pers Olmak" billahi çok kolay...
Nereden mi çıktı?
Konu sadece m
üslümanlık etrafında dönmüyor da oradan...


Bizim Sivas Yazıları, 22 Temmuz 2015, 23.13
DEVRİMCİLER ÖLMEZ(!)
Devrimci sıfatıyla anılan kanlı ve çok yüzlü canilerin, "barış kahramanı" gibi takdimleri, kanlı siyasetçilerin, soysuz kalemlerin işidir. Devrim günlük sularla ve böylesine sahtekârca beyinleri düşünme cihazı olmaktan uzaklaştırır.
Saptırılmış, romantikleştirilmiş devrim hikayeleri, kovboy filmi değildir. Gerçek silahlar kullanılır, kan dökülür...Kanla barış, savaşla özgürlük geldiğini yazan bir tarih yoktur. İhanetin derini genç zihinlere böyle tohum saçmaktır!Aile...Anne, baba!"Acılı Aile" olmamak için, çocuklarınızın boynuna her biri kanlı katil olan canilerin kolyesini de takmayıverin...Nefret ve öfke; dışı şekerli, içi acı ilaçlar gibi körpe zihinlere yerleştirilmektedir.

Evrim irinle kanla; devrim günlük sularla yazılır/yazılmıştır.
Gençleri ölüme götüren organizasyondan anne ve babaların haberi yok…
Etnik Parti bir organizatör olarak başından sonuna anlatmalıdır. Birinci derecede suçlu bence bu partidir.
Katilin kimliği değil, olayın sonuçları önemlidir. Biz bunu anlayacak bir ülkenin insanlarıyız.
Organizasyonu anlatmalısınız. İnsanın yaşamadığı, harabe bir şehri üç yüz gencin nasıl imar edeceğini de ayrıntılarıyla bilmek isteriz.
Bu gençlerin ailelerinden habersiz nasıl araç olarak kullanıldığının hesabını birileri vermeli.
Ama en başta şu devrim vaad ve hamasetiyle gençleri zehirlemeyin…
Şimdi “Devrimciler ölmez!” diyecekler.  Bu, artık konuşamayan gençleri kahramanlaştırıp olta olarak kullanacaklar, yeni kurbanları devrim adıyla sömürecekler.
Güvenlik zaafı varmış(!). Güvenliğimizi tehdit edenler bunu söylüyor. Allah sizin belanızı varsın… Devlet galiba sizin rahatça adam öldürmenize izin vermeli; gösteri yapmanıza, asker toplamanıza, haraç kesmenize…
Bu ülkenin güvenliğini zaafa sokan sizlersiniz…
Bu çocukların ölümünden birinci derecede sorumlu olanlar da yine sizsiniz!


Bizim Sivas Yazıları, 22 Temmuz 2015, 14.39.