27 Ağustos 2023 Pazar

YAPAY ZEKÂLILAR YÖNETİŞİMİ
Benim nahiye müdürümdür mabeyninde bir zatı tayin ettirip, yanına bir kısım kültürlü(!) zevatı katarak kenti tastamam yönetmek, teamül oldu. Giden adeta yerine bir, hattâ birkaç dublör bırakıp gidiyor. Aslında giden de yok; eskilerin nöbetleşe belediye reisi tayin edilmesi de teamül haline gelebilir. Bunlarla azıcık uyuşmayan ve başkaca kusuru olmayan bürokratlar, ufacık bir operasyonla ayıklanır.
Oyun oynuyorlar, dünyalık oyunlar... Basit oyunlar ve basit adamlar ve basit çıkarlar. En ufak bir vizyonları olmadı, olmaz; çünkü yeteneksizlikleri seçkin olmalarının ana şartıdır.
Sahnede, mikrofonda, yılışık sofralarda yer kapmak için aşağıdan süren çiğ mi çiğ bir de okur yazar ayak takımı var.
Güzellik var mı? Elbette var. Bu anlattıklarımın tamamen dışında ve belki bu yüzden temiz kalmış insanlar çok. Arayın onları bulun, onlarla sohbet edin. Umutsuzluk haram.
"Katır ideolojiler"den söz edebiliriz, taze kavramdır hediyem olsun. Bu ideoloji sağda ve solda revaçta; derin bakınca bir afet gibi. Katırların soyu sürmez ama burada durum başka ve tabiat hilafına iş tutabilen benlik teknolojileri söz konusudur. Saf kalmak ve saf tutmak şart.
İnsan inşa etme konusunda gayreti ve fikri olmayanların kurduğu bu yapılaşma,; marufsuz, maarifsiz insan üreten bir aygıta dönmüştür. Yapay zekânın yakın geleceğe doğru büyük dertler açacağı izah ve tahminden varestedir; yapay zekalı insanların kentlerin hakimi oluşu ise, elan yaşanan bir derttir. Kıdem durumuna göre sıralanmış yapay zekâlı adamların yöneti(ş)imini* temaşa ediyoruz.

*Management karşılığı olarak yönetişim kelimesine ihtiyaç var ve sevimli gözüküyor.

17 Ağustos 2023 Perşembe

BİR UFACIK MAHCUBİYET
Kazan-kazan cari ve üst düzey paylaşımları sağlayan "ekonomik muaşeret"tir. Biz, kademede bekleyenler ise, daima piyasaya/dolara eyvallah etmeden yaşamanın kavgasındayız.
Buna meşruiyet sağlamak için kıvrılmak ve bükülmek acı veriyor ama böylece kendinize de yeryüzünde bir yer edinmiş oluyorsunuz.
Esas rahatsız eden de şu: Yer edinenler, yerlerini korumak için "sürdürülebilir islamcılık" istiyorlar ve kendilerine yönelik eleştirileri asla hoşlanmıyor, bazen de tekfire vardırabiliyorlar.
Tarihe angaje olmak kaçınılmaz, ortalığı çakallara bırakmayız. Ancak ve sonuna kadar: Müslümanlık, tarih ve siyasete asla bükülerek bağlanabilecek bir yol değildir.
Benim, iktidar nimetlerini tepe tepe kullanırken bakanlarda, mebuslarda ve şu kıvrak atanmışlarda görmek istediğim şeyi samimi bir mahcubiyettir. Bunun yerine tekebbür görünce çıldırıyorum. Kazan mazan dubaraları beni hiç mi hiç ırgalamıyor. 

15 Ağustos 2023 Salı


SERVET-DEVLET VE KENT
Sağdan say on, soldan say on bir kişi olsun. Bu kadarcık azınlık, yüz binlerce insana nefes aldırmadan ve akla gelebilecek her alanı yönetiyor. Bu tamamen sizin eseriniz.
Servet ve hususen devlet-servet işbirliğine dayalı bir kapitalist baskıcı yönetim modeli...
Siz buna kent devleti de diyebilirsiniz. Bu yapılaşmayla mücadele insanî bir görevdir...
Kendi adıma bu yapılaşmayı sebebi ve müsebbibiyle tarihe geçirmeye ömrümün yetmesini dilerim.
Bu kadar kirin içerisinde konforlu hayat sürenlerin inanç dünyaları ve ideolojileri beni asla ilgilendirmiyor.
Uymayacağım!
Muaşeretimi de bozmamaya gayret ederim, çünkü çıkmamış canda ümit vardır.
Hayat: İnanmaktır. 

12 Ağustos 2023 Cumartesi

EĞRETİ DÜŞÜNÜR
"Adam bildik köy sorduk!" diye bir deyim vardır...
Başıma gelmişti, gerçekten! Yolu sordum, o "Ağaç suluyorum!" dedi...
Adamın adamlığını bilmem ama meğer sağırmış!
Onu geçtim...
Bir başkasına sordum, arkasını döndü...
Meğer o da ahraz imiş...
Bir başkasına daha sordum, hiç cevap vermedi, meğer o da büyük bir gazetede yazarmış...
Çocukken düşünceliydi, şimdi "Eğreti Düşünür" olmuş...
"Eğreti Düşünür" yaygınlaşan bir tip...
Okuduğunu hayata aktaramaz, çünkü karşılığı yoktur...
Hayatını okuduklarına bağlayamaz, çünkü hayatı yoktur.
Bir tek mürekkep yalamış olmasının gururu vardır, işte böyle kâtip olur...
Halkınızı sevin, çünkü halk aydındır...

9 Ağustos 2023 Çarşamba

MAKTUL ŞEHİRLER
Saçlarımın şehirle beraber ağarmasını isterdim...
Torunlarımız ak saçlı dedelerini görecek belki, düşük ihtimal de olsa az sayıda dede torunlarını kucaklarında büyütebilecektir...
Şehir ak saçlı bir bilgedir...
Ab-ı hayatı insan farkında olmadan şehre içirir; yerin altına göçmediği müddetçe şehir ölümsüz ve omuzları dik bir ak saçlı gibi kucağında nesiller büyütür...
Yer altına gömülen şehirlerin hikayesi bilinir; bizzat sakinleri tarafından katledilenlerin ise üzerinde kentler ve kentliler eğleşirler...
Parkta anneler çocukları yahut bakıcılarıyla zaman geçirirken; bir kaç ihtiyar banklara oturmuş, parke taşlarına bakıyorlar...
Kente bırakacak mirasım yok...

25 Temmuz 2023 Salı


ZOM YAHUT ZOOM 
"Zom olmak"" diye bir deyim var. Aşırı sarhoşluk hâli için söylenir.
"ZOOM" olayı da böyle bir şey; zoom oldular.
Konu sadece CHP ile ilgili değil ve ben de siyasetle ilgili bir adam değilim. Seçim olur, kendi doğrularıma uygun olana, yüzümü yarım dönerim o kadar. Sırf, tuttukları partinin neferi olmadığım için de tavrım hiçbirinin hoşuna gitmez ve karakterleri aynı olan iktidarcılar ve muhalefetçiler aynı ağızla bühtanda bulunurlar. Hep böyle oldu.
Zoom olayı, bence memleketteki siyasetçi kalitesini gösteriyor. İktidar partisinin siyasetçileri de bu halkı temsil edecek kıratta değiller. Bunları yücelten ayak takımı, eski akademisyen çeşidi okur yazar ayak takımı vs. kalitesizliği meşrulaştırıyor. Neden isim zikretmediğimi soranlar var. Yazdıklarıma geriye doğru bakarlarsa isim isim eleştirilerimi görmüş olmalıydılar. Zikrettiğim de oldu ve mahkemeye verilmekle tehdit edildim. Vermezseniz namertsiniz dedim ve çekildim.
Bir hastane olayı yaşanmıştı. Yüreğimi koydum. Sonra dönüp baktım ki, güya şehir adına hoplayıp sıçrayanlar, sayın siyasetçi ile ve hempası bürokratlarla kol kola geziyor.
Eleştirdiğim vasatı siyasetçi yapan ve dokunulmaz yapan kuvvet işte bu sivil kalitesizliktir. Yiyin pastırmalı madımağı, bir de Sivas Halayı çekin sizden yiğidosu olmaz. Hele bir de bakan beyle, vali beyle filan resim çektirirseniz, değmen gitsin.
En yakınımda, dost gibi gözükenler bile ilk kavşakta sattılar ve kulaklarının üzerine yattılar. Neler yaşandığını samimiyetine inandığım dört, hadi olmadı bir adam sorsa da vesika ve resimlerle anlatsam. Yok. Yokoğlu, yok. Benim hatıram ve ötede sual olunursa vesikam olarak kalacaklar. 

23 Temmuz 2023 Pazar


BİR GÜZEL ADAM
Bakmayın bugün Türkiye’nin cumhurbaşkanlığı köşküne bizlerin tanıdığı ve pekçoğumuzun yollarının
“dava” münasebetiyle kesiştiği insanların çağrıldığına…
Bir zamanlar çok küçük işler için bile başkentte kendimize bir dayanak, bir tanıdık arardık.
Anadolu insanının hastası olursu, iş derdi olurdu, okul derdi olurdu, yurt derdi olurdu… Belli adreslere
uğrar kendimizi tanıtır ve yardım talep ederdik.
O zamanlar emin olun bizim insanımız daha samimi, daha dost, daha fedakârdı.
Gidilen adreslerden biri de Mavera Dergisi’nin çıktığı Akabe Yayınları’nın Kızılay Bayındır Sokak, zemin
kattaki yeriydi. Sonra yine aynı mahalde galiba üçüncü kata taşınmışlardı…
Yedi Güzel Adam’ın bendeniz beşini orada tanımıştım. Nazif Gürdoğan pek gelmezdi, Nuri Pakdil hiç
gelmezdi. Erdem Bayazıt, Cahit Zarifoğlu, Akif İnan, Alâeddin Özdenören ve Rasim Özdenören
neredeyse mesai saatlerinden sonra Mavera’ya damlarlardı. Erdem Ağabey merhum hep orada idi,
hem daha ziyade yakınlık kurmuş, yaşımız otuzu aştıktan sonra da dost olmuştuk. Rasim Özdenören
hariç, dört güzel adam Rahmet-i Rahman’a emanettir…
Aynı dönemin gençleri olduğumuz için ve aynı tastan su içmişliğimiz olduğu için hatırşinas dostum
Kadir Pürlü arayıp “Rasim Abi burada deyince!” üniversitedeki işleri aksatmak pahasına gittim. Dost
da değil, kardeş gibi kucaklaştık. Böyle bir de ahir demlerinde Erdem Ağabey ile kucaklaşmıştık Sivas’a
geldiğinde… Erdem Ağabeye milletvekili olduğu zaman da telefonu açıp herşeyi söyleyebiliyordum,
ondan öncede. Kaşları eğilmez alınları kırışmazdı.
Rasim Ağabey’i yıllar önce aramış, kendinde olduğunu tahmin ettiğim bir kitabın fotokopisini
istemiştim; birkaç gün sonra geldi, hala kitaplığımdadır.
Biriyle ilgili bir şey anlatınca pekçok şey aklıma geliyor, sadece rahmet diliyorum. Akif İnan, Cahit
Zarifoğlu, Alaaddin Özdenören de aynı dostluğu gösteren insanlardı ve sanatkârlıkları ayrı bir
konudur; bence onları güzel yapan işte bu: İnsanlıklarıydı…
Anadolu İnsanının dedim ve “Dava” dedim…
Şimdilerde Anadolu İnsanı denilince aklıma çok da sevimli bir tip gelmiyor. Şimdilerde davası olan
adam da yok gibi ama söyleyeyim bizim davamız gerçekten haktı ve insanlık davasıydı. Rasim
Ağabey’in orada sekreter oluşundan sonra giremediğimiz yerlerden biri olan DPT’ye girmeye başladık.
Olağanüstü birşeydi bu bizim nesil için. “Hadi bir Rasim ağabey’e uğrayalım!” demenin keyfini
bugünkü nesillerin anlaması çok zor. Toplantıda olurdu, sekreter hanım hepimizi Rasim Ağabey’in
geniş masalı odasına alırdı. Emin olun şu anda çok üst düzey bürokrat olan, milletvekili, bakan olan o
zamanın dava sahibi gençleri o masada çay içmiştir.
Herkesin ayrı bir derdi olurdu ve Rasim Ağabey sabırla tek tek dinlerdi ve nezaketle yolcu ederdi. Çok
tatlı ve derin sohbetlere dalardık... İlgilenirdi, arardı sorardı, telefon ederdi, not yazıp gönderirdi ama
kimseyi asla geri çevirmezdi…
Güzel bence böyle olunur. Şimdilerle mukayeseye kalksam, birileri aaa bizi kastetmiş diyebilir ama
kusura bakmayın böyle ciğerli ve değerli “güzellerimiz” ya yok, ya da hissedilmeyecek kadar az. İsim
saymayacağım o günün genci olan çok değerli parlamenterler, bakan vs. bir müşkili olur da bize iş
çıkarır diye arka sokaklarda yürüyor, telefonlarımıza dahi çıkmıyorlar. Kendisini tanımayan ve dara
düşmüş insanlara nasıl davranırlar, siz hesap edin.
Dedim ki:

─ Abi, üniversitede işim var, buradan acilen oraya gideceğim… Sonra uygun olursanız, burası
müslüman mahallesidir ve hin-i hacette gücümüzün yeteceği her şey emrinizdedir, hanemiz
hanenizdir…
Dedi ki:
─ Sadece hin-i hacette değil, her hâl-ü kârda değil mi?
─ Evet, her hâl-u kârda…
Dedim…
Güzel değil mi?
Bekledim ama görüşemedik sonra, çünkü fark ettim hem sağlığı fazla harekete imkân vermiyordu,
hem de aynı gün Sivas’tan ayrılmışlar.
Allah ömrünüzü uzun ve bereketli kılsın Rasim ağabey…