5 Ağustos 2014 Salı

GİZLİ DOST GİZLİ DÜŞMAN

"Gizli Dost" çok güzeldir, "gizli sevda" da...
Hatta aşkını iffetinden gizleyen ve o hâl üzre göçenlerin şehit olduğuna dair bir hadis de kayıtlıdır... Bir kısım muhaddis, bu hadisi zayıf bulur; "iffetli olmak" işin içindedir madem, benim de bu söze kalbim ısınır...
"Gizli Düşman" çok çirkindir, "gizli nefret" de...
Düşmanın alenisini ve hele merdini, insan olarak kıymetli bulurum; "Düşmanım olsun mert olsun!" diyenlerdenim... 
"Gizli nefret" ise, gizli düşmanlığın tabiatıdır; biri diğerinin pezosudur...
 Gizli düşman kerih bir tip, gizli nefret çirkin bir ahlâktır... Hissederim, kendimce usullerim vardır ve çözerim ama izhar edemem; çözdüğüm "gizli düşman" çok az, adı üzerinde çoğu "gizli"dir... Sadece, temkinli davranabilirim o kadar; dost yahut düşman kazanmak için gelmedim bu dünyaya...
Gizli dosta da, gizli düşmana da ihtiyacımız var; ihtiyacımız olmasa bile kati bir vaka’dır, yapabileceğimiz hiçbir şey yok...
 Gizli düşman, gizli nefret taşıyana zarar verir. Kendi adıma kendi gizli düşmanlarımın nefretlerinin artmasını dilerim, çatlasınlar... Tezgah kuran, kinini içinde taşıyanlara öncelikli olarak tavsiyem, bir kaş çatarak bile olsa kendilerini ayan edecek mertliği göstermeleridir... Evvela ıslah olmalarını dilerim, mümkün olmadığı noktada zararlarının kendilerine, örgütlü iseler örgütlerine olsun...
Gizli dostlara gelince...
O kadar çoklar ki, kendimden yola çıkarak biliyorum, çok uzak yerlerde yaşayan nice dosta sahibim ve onlar da benim dostluğumdan emin.
Mesafe ve zaman ne kadar olursa olsun, hakikatte gözgöze dizdizeyiz onlarla, birbirimize dayanarak yaşıyoruz...
Gizli sevda mı?
Çekenlere sabır dilerim ve tabii iffet...

BİZİM SİVAS YAZILARI, 6 Ağustos 2014

KELEBEK KELEBEK DUA

Kelebek Etkisi'ne inandığım için yazarım...
Bir günlük ömründe belki de uzakta bir yıldızı etkileyecek işler yapmıştır kanatlarıyla...
"Belki de yapmamıştır!" cevabını aldım ve şaşırdım...
Eylediğinin nihai sonucunu bilmeyen birinin "Kelebek Etkisi"ni anlamaması, cahilliğinden, zekâsının kıtlığından değil; inandığına tam inanmadığından yahut inandığının tam olmadığındandır...
Kelebek kanadını geç, bir an olur ki, saç telinin etkisini bilsen şaşarsın...
Hayır, ince değil ve inceltmiyorum!
İdrakler kalınlaştı...
Âlemin bir bütün olduğu müslümanın hatırına gelmiyorsa; Türkistan, Filistin gibi fitil işlemez yaraların ülkelerini elbette uzak sayarız…
Od bugün düştüğü yeri yakar, yarın hepimizi…
Dua edebiliğimize inanmıyorum…
Kelebek kelebek dua…

3 Ağustos 2014 Pazar

KÖPEK SIĞINAĞI

Bir kaç gündür davetsiz misafirimizdi...
Bu yeni de değil, birkaç kez oldu; bizim eve sığınmaları kendi bilecekleri iş, ama ne yazık ki kapıda köpek tutacak imkânımız yok... Suyunu, yalını ihmal etmedi ev halkı, doğrusu ben hiç ilgilenmedim...
Bugün kapı dövüldü, mahallenin çocukları "Köpek balkona çıktı" dediler. Eh artık, misafirliği de çıkmış olmalı... Gittim, orta kıyım bir köpek, av köpeğine benzeyen tarafları baskın bir kırma... Önce su verdim, yanmıştı; hırpalanmış gibiydi, boynuna bir de ip bağlamışlar... Evdeki çorbaya ekmek banıp götürdüm...
Kökten çareyi belediyeye haber vermekte buldum.
Eskisi gibi itlaf yokmuş, olsaydı başka çözümler arayacaktım... Çünkü acısını unutamadığım olaylardan biri adını “Çeko” koyduğum köpeğimin, na-hak yere itlafıydı. Çok zaman geçti ama şikâyet edene, yol gösterene, vurana olan öfkem dinmedi… Benim öfkem belki geçer, o köpek davasından vazgeçer mi bilmem…
"Köpek sığınağı" varmış, iyi ki varmış...
İki genç görevli arabalarıyla geldi götürdüler ama o korktu ve ağladı, sesi neredeyse bir bebeğin sesiydi…
Oysa bir su verdim, bir ekmek...
Hepsi bu kadar...
Belediyelerin böyle hizmetler yapması güzel ve şart…
İnsanoğlu her tarafı işgal ederken, diğer canlıların yaşam Allanları o kadar daraldı ki…
Benim bir teklifim var mesela, göçmenliği göze alamayan serçe milletinin soyu da tehlike altındadır… Kuş Saray’lı evler yapamasanız da, serçe küçüktür, ona uygun bir proje gerçekleştirebilirsiniz. Uygun yerlere ve ağaçlara küçük kuş yuvaları filan…
Naif mi geldi?
Olabilir, kaba olmasın yeter ki ve yeter ki kentin hâkim sınıfı ve seçkinleri “O kadar derdin arasında şunun söylediğine bak!” demesinler…
O dertlerin çoğu palavra çünkü…

Bizim Sivas Yazıları, 3 Ağustos 2012, 21.50

2 Ağustos 2014 Cumartesi

SİYASET VE RAKAMLAR

Bir siyasetçi için rakamlar önemlidir...
Günümüzde tek önemli şeydir hatta rakamlar...
Yetmiş yaşından sonra siyasetçi olursanız çok bonus biriktirmeniz gerekir çooook...
Siyaset ayrı bir kariyer ister...
Çıkacaksın meydana övüne övüne nereden nereye geldiğini anlatacaksın; sermayen olacak...
Sonra da rakamlar nispetince oy isteyeceksin...
Ekmeleddin Bey, doğuşundan şanssız...
Akademik kariyer...
Üç lisan...
Yurtiçi, yurtdışı devlet görevleri...
Eskidendi...
Eskiden aday adaylarının CV'sine bakıp, en etliye sütlüye karışmayacak olanını cumhurbaşkanı seçerlerdi. Kim seçerdi: Tüfekli Kuvvetler, Paralı Kuvvetler, Yalaka Kuvvetler üçlüsü. One Number yani, sözde devlet başkanı; uygulamada noter...
Yeni Türkiye diye bir şey var ve alışmalısınız...
Simdi sıkı durun seçim sonuçlarını açıklıyorum: A be aynı be ya...
İstanbul nasıl?
─ A be aynı be ya...
Ankara...
Ankara'dan bu tarafa...
─ Hep aynı be ya...
"Bu millet adam olmaz monşer!" diye konuşanlara, şimdi bir kısım ehl-i kıble de katılacak ve bence bu ahlakî ve seviyeli bir birlikteliğin başlangıcı olacaktır...
─ Aynı be ya...
Aynı olmayan şey ve devrim niteliğindeki şey: Halkın cumhurbaşkanını kendisi seçmesidir...
Siyasetçiye bonus lazım, hem hizmet, hem kendinizi takdim alanında...
Çalış Ali çalış...
Koş Memiş koş...
Bak bu duble yol...
Bak Kaya bak burası hastane...
Ayşe bu başörtüsü...
Yani buralardan başlayacaksınız, seçimden sonra siyaseti öğrenmeye. Fişleri ezberleyecek, hecelere böleceksiniz, sonra harflere sıra gelecek...
Burası Türkiye ve alışmalısınız...
Böyle böyle öğreneceksiniz...

BİZİM SİVAS YAZILARI, 2 Ağustos 2014, 20.14...

1 Ağustos 2014 Cuma

MEHİR'DEN HERKESE SELAM

Şehir böyledir işte...
Müdür, bütün delikanlıları fizikleri düzgün değil diye işten çıkarmış, yerine düzgün fizikli(!) kızlar almış...
Çay bahçelerine, yemek salonlarına filan yani... Elbette oralara da hostes lazım, değil mi kaptan müdür?
Garson kızımız gelir, çay tepsisini kem nazara(!) karşı önüne tutar ve müşteriyle düete başlar:
— Buyrun, Türk Çay Yollarını tercih ettiğiniz için kaptan müdürümüz teşekkürlerini sunar...
— Bi'şey değil bacı(!), kaptana da bizden arz-ı hürmetler. Sıpesiyaligııız ne?
— Sivas, Adana, Urfa, Gaziantep... (Bunlar köfte ve kebap markalarıdır)
— Sivas...
— Yanına bir şey alır mıydınız?
— Ne alakh la Müzo?
İşte böyle bir trajedi...
Evet, trajedidir bu...
Kaç perde yazmamı bekliyordunuz?
İçinde şehir de var, mehir de...
Delikanlılarının bir güvenlik görevlisi olabilmek için çırpındığı, zavallı bir kentte bir kişinin bile istihdamı önemlidir. Taşıma sular değirmeni döndürmez ama en azından susuzluktan çatlamasını önleyebilir.
"Mehir neresi?" derseniz...
Yaşadığım yerdir...
Artık şehir yazısı yazmadığıma sitem edenlere oradan selam olsun...

BİZİM SİVAS YAZILARI, 1 Ağustos 2014, 15.06

31 Temmuz 2014 Perşembe

“KÂRLI YANILAN” OLMAK

RP’nin kuvvetli olduğu zamanlardı…
Bağımsızlığıma düşkünlüğümü bilenler bilir ama dönem dönem “İrancı”, “İslamcı”, “Dinci” diye fişlendiğimiz oldu. Nasıl Turancı olduğumu bilse billahi Turancı Duran bile kıskanır; bir nevi katkım olsun, bunu da bilsinler ki, fişler noksan kalmasın.
Fişlemeyi sadece devlet yapmaz, siviller de yapar ve sivillerin yaptığı fişlemenin çok mühim olduğunu da tecrübemle bilirim. 28 Şubat'ta da tabii en istenmeyen şey RP’li olmaktı, öyle fişlendik. 
İstenmeyenlerden olmaya bayılırım şahsen.
RP’yi değil de “Nurcu”luğu öne çıkaran bir zâta, üniversitenin kodamanlarından biri “Sizi RP’ye yakın değerlendiriyorlar, hocam. Aslı var mı?” diye sordu. O mühim zât RP’li sayılmayı şiddetle reddetti… Sorduğu zamanlar RP’ye büyük tezgâhların kurulduğu günlerdi. Ama iki ay sonra da yanıldığını anladı, RP’lilerle poz verdi ve RP’den milletvekili oldu… Şimdi de SP’li galiba ama bir anlamı yok artık bunları konuşmanın…
Şimdi böyle adamlara bakıyorum…
“Kârlı yanılanlar”ın kimler olacağını üç aşağı beş yukarı biliyorum.
AKP’li yahut AK P’li olacaklar…
Seyreyleyin…
Cemaatçi kılıcı çalanlardan en şedid ve en uyanık olanlar, önümüzdeki seçimlere yakın zamanda, şu günlerde yanılacak ve çıkarlarını sürdürecektir.
Cemaati cemaatçiler satacaktır…
Hem de en hızlı cemaatçiler…
Seyredin…

BİZİM SİVAS YAZILARI, 31.07.2014

27 Temmuz 2014 Pazar

DÜŞÜK BİR DARBENİN ANATOMİSİ

İrrasyonel biçimde yönlendirilen davranışları, rasyonel hesaplarla anlamaya çalışanlar anlamıyor... 
Durum oysa çok net...
Meselâ mehdi hazretlerinin yönlendirdiği bir kişinin afyona ihtiyacı olmayacağı gibi, Harbiye Nazırı'na de, Bahriye Nezaretine de ihtiyacı olmaz...
Zordur ama belki de bile bile çamura yatıyorlardır, şöyle böyle kariyeri, unvanı olan analistler de aynı yorumları yapıyorlar çünkü... 
Şöyle demişlerdir çoğu: Darbe yapmak için askerî destek lazım, en azından silahlı kuvvetlerin belli bir kesimi alenen ortada olmalıdır... Bu yüzden böyle bir darbe "âkıl kârı" değildir...
"Akıl Kârı" meselelere şartlandığı/kandini şartladığı için, dünyanın en iyi Ortadoğu uzmanları bizim ülkemizden çıkmıyor ve çıkmaz... "Âkıl Kârı" olmayan taraflarımızı -şekilde görüldüğü gibi- iyi bilen ecnebi analistler hep bir adım öndedir...
Kalın kafalı analistlerin bol bulunduğu bir ülkede ise "Akıl Kârı" olmayan darbeler de gerçekleşir, savaşlar da gerçekleşir...
Sonra akademisyenlikten bozma bir yığın sersem, "Böyle bir şeye beni inandıramazsınız!" der ve ilkokul çocuğu mesabesinde rasyonel hesaplarla ortalıkta gezinir, bunun adı da bilimsel yaklaşım(!) olur...
O irrasyonel davranışların nasıl işletildiğini bildiğim için salahiyet sahibiyim ve söylüyorum... Saygıdeğer pek çok meslektaşımı elbette tenzih ederim ama bunlardan değil analist "İbiş" bile olmaz. "İbiş" irrasyonel bir oyuncudur, bu yüzden güldürür...
Aklı öylesine iğdiş ettiniz ki tam öküz akıllı oldunuz; dolabın etrafında dört kez dönüp bir çan çalıyorsunuz ve bunu da "Akıl"dan sayıyorsunuz. Aklın bu kadarı öküzü dolaba bağlamak için kifayet eder, insanı anlamaya yetmez. Bile bile anlama çabası göstermiyorsanız ve "Bu iş akıl kârı değildir!" diyorsanız, insan olmanıza da yetmez...
"Bir deli bir kuyuya bir taş atmış; kırk akıllı çıkaramamış!" sözünü söyleyen bu milletin dehasından da maalesef nasipsizsiniz... “Adam delidir, ne yapsa yeridir!” diyecek yerde, “Aklı olan neden körkuyuya taş atsın?” diye soruyorsunuz ve ciddi bir iş yapmış gibi de cevap bekliyorsunuz.
"Akıl kârı" olmayan taraflarımızla oynayan da, oynayanları anlamayan da zaten bizim milletten değildir...

BİZİM SİVAS, 27 Temmuz 2014, 23.00