20 Nisan 2024 Cumartesi

SİYASET İCABI İYİ OLMAK

ABD’nin ilk kadın hariciye bakanı Madeleine Korbel Albright 23 Martta öldü. Ölümü üzerine Kosova’da tören düzenlenmiş; çünkü güya Sırp katliamını durdurmuştu. Katliamın yapılmasına ses çıkarmayanlar, katliamı kesince kahramanlaşıyor. Acayip bir dünyalı tipi var artık gezegende, uzayda başka canlılar aramaya hacet yok. İnsan artık kendine başkalaştı. Sırp dediğin, AB ve ABD izin vermedikçe katliam yapamaz. Burada Abright’ın yaptığı iş, “ahlaken iyi” değil; “siyaseten iyi” olandır. Soykırıma devamı “Siyaseten iyi” görselerdi, öyle yaparlardı. Bir gerekçe bulurlardı; kimi yutar, kimi yutkunurdu.  Akabinde borsa haberleri v.s. pislikleri, pislikle örterdi.

“Irak’ta beş yüz bin çocuk öldü, bu konuda ne düşünüyorsunuz?” sorusuna Albright’in verdiği cevap, ahlak ve modern siyaset ilişkisini açıklar niteliktedir. “Bu çok zor bir seçimdi, ancak bu bedele değdiğini düşünüyorum” demiş. Hakkında ileri geri magazin babında dedikodu edilince; “Hayatım boyunca demokrasi için çalıştım. Biz kendimiz için endişelenim.” diyerek, kestirip atmış. Ahlaken kötü olanın siyaseten iyi oluşu modern uygarlığın ahlaksızlığına en iyi örnektir. Keşke kötü de olsa bir ahlakı olsaydı, eleştiri yapılabilirdi. Eleştiri gerçekte yasaktır ama olsun insan da zaten siyaseten özgürdür.

Merhum Erbakan Hoca’nın ağır sanayi konusundaki söylemi, hususen ölümünden sonra izine kurşun atanlar tarafından bile takdir görmektedir. Oysa merhum, “Önce ahlak ve maneviyat!” demişti. Demokrasi, siyaseten kötünün üstesinden gelmeye henüz imkân açmamış gözüküyor. Ahlak yerine demokrasi; maneviyat yerine de ekonomi yerleştirmek; modern uygarlık formatında bir zihnî sefalete işaret eder.

Önce ahlak ve maneviyat!

Peki sonra…

Sonra da ahlak ve maneviyat!

Ahlakı ve maneviyatı olanın eşyayı tasarruf biçimi gayretle olur.

İllâ bir “sonra” demek gerekse “Gayret!” diyelim.

Not: Geçmiş bayramınız mübarek olsun.

10 Mart 2024 Pazar


 

 

RAMAZAN MEDENİYETİ

 “Nerde eski Ramazanlar!” muhabbeti, ihtiyarlık da değil tastamam pörsümüşlük alametidir. Daüssıla (nostalji) edebiyatı, özellikle ve ne yazık ki deneme tarzının kolayca düşebildiği bir sığlığı da içinde barındırmaktadır. Yaşı henüz otuzlarda ve yevmi gazetelerde köşe kapmaca oynayan tıfıl yazarların, yücelttikleri yakın geçmiş ve çarpık mekânlar sahih olandan uzaklaşmanın derin çizgilerini taşıyor. Ramazan yazısı mı? Peeeh! Azıcık mahya ışıltısı, aç karına yemek tarifeleri, bıldırki iftar çadırı muhabbeti; bir değil birkaç Ramazan yazısına ziyadesiyle yeter. Modaya uyup bir Ramazan yazısı döktürmek için değil; utangaç, hatta korkak olmama rağmen hayatımın aşkını itiraf niyetiyle huzurdayım.

Ey Şehr-i Ramazan, ey canım, ey canımın içi!

Ben seni seviyorum, ben seni çok ama çook seviyorum, ben sana âşığım, ben sana vurgunum… Hayat denilen muammayı seninle çözdüm, zorluklarını seninle aştım. Seni kaç kere yaşadımsa, hakiki ömrüm, ömrümün müddeti odur; arda kalan günlerim dolgu malzemesi. Bana açlığın ne belâ olduğunu, iftarda içtiğim bir tas çorba öğretti. İtiraf ediyorum; hiç zengin iftar sofralarına gönüllü oturmadım, oturdumsa da lokmalarım boğazıma tıkandı. Evde bir sıcak şehriye çorbasıyla kendine gelen, tıka basa dolmamış bedenimle secdeye vardığım anlarda, miracın ne demek olduğunu hakkıyla tanıttın bana. Ey Hz. Ramazan! Senden ayrılmak hep güç oldu, seni uğurlarken hep hüzünlendim. Hiç ayrılmadık aslında, çünkü hüzün daimi vuslattır; kişi, kimin hüznünü çekiyorsa, onunla beraberdir... Çok acıktığım anlar sessizce oturdun yanıbaşıma ve ağır ağır yediğim bir kazan simidini mükellef ziyafete çevirdin. Kudret helvasından pay umarak salyalarını akıtan nefsimin bir simide fit oluşunu ibretle seyrettim. Dökülen susamları şahadet parmağımla tek tek toplayıp ağzıma götürme keyfini billâh hünkâr sofrasına değişmem. Seninle her şey güzel, her şey sevimli… Şu hoşlaşmadığım obez komşum var ya, yüzünde bir Haziran orucunun rengini gördüğümde onu bile sevmiştim.

Şehir mehir diyorlar! İnan senin ziyaret etmediğin şehir, gâvur parasıyla beş para etmez. Her biri bir akaidi ıstılah olan Osmanlıca tamlamaları, sondan başa doğru çözmeyi öğrenmem dil konusunda erken yaşadığım bir devrimdi. Ama henüz “şehr” kelimesinin ay anlamı da olduğunu bilmiyordum ve Şehr-i Ramazan tamlamasını Ramazan Şehri olarak anlıyor, yaşadığım şehrin bir aylığına Ramazan Şehri olduğuna kanaat getiriyordum. Teşrif-i kudümünle şehir daha medeni, evler daha temiz, insanlar daha edepli bir hale kavuşuyordu. Ramazan demek güzelin, iyinin, doğrunun “daha”sı demekti. Sonra “şehr”in ay anlamı olduğunu öğrendim, ama bu eşseslilik hep hoşuma gitti ve şehirler içinde en güzel şehrin Ramazan şehri olduğuna kanaat getirdim. Ey Ramazan, ey hilal yüzlü öğretmenim benim! Bir ay süreyle senin rahle-i tedrisinde adam gibi adama dönen şehirlerin ve şehirlilerin yerinde olsam, on ay yolunu gözler; on birinci ay senin önünde imtihana girer, kazanırsam kendimi medeni sayardım. Ama ben ne şehirim, ne şehirli; kendi halinde bir Ramazanlıyım, evet ben Ramazan sakiniyim hemşerim. Ramazan şehrini görmeyen şehirden şehir, o şehirde ikamet etmenin hazzını yaşamayandan da şehirli olmaz. N’ola, bütün şehirler, şu on bir ayda bir defa gerçek şehir olma yoluna girmişken, bayramdan sonra yeniden firavunlaşmaya meyletmeseler.

Ne kadar da güçlü bileğin var ey hilal yüzlü güzel. Sayende şu yumruğunu dünya da hiçbir pehlivanın açamadığı nekes adamın elleri gevşiyor ve “elinin kiri” akıyor, temizleniyor, katı kalbi yumuşuyor. Mahallenin müptezeli ilk günden itibaren ağzını çalkalıyor ve bir aylığına da olsa çocukların eğlencesi olmaktan kurtuluyor. Düşkün hovardalar oynaş nazarlarla öyle her gördüğü hatun kişiyi bizar etmekten vazgeçiyor, olması gerektiği gibi “Nazar ber-kadem” yaşama inceliğine erişiyor. Bir avuç mütekaidin ikametgâh adresi haline gelen mahzun mescitler birden bire gençleşiyor, minarelerin omuzları dikleşiyor. Ehl-i kıblenin çokluğunu görünce, mihrapların gözlerinden hayret ve sevinçle ışıkları saçılıyor.

Biz kazaklara çocuk sevmeyi de sen öğretiyorsun, ama sonra hemen unutuyor ve katılaşıyoruz. Senede bir ay evimize mihman olduğunda, oruç renkli yanaklarımız büyükler indinde kıymete binerdi. Ramazan çocukken sevilir, çünkü çocuklar en çok Ramazanlarda sevilir. Dar hacimli midelerinin esareti, çocukların özgürlüğüdür. Minik kalpleri kırmamak için gösterilen itina keşke bayramdan sonra da sürebilse. On ay ders çalışmaya test çözmeye mahkûm yavrularımızın yüksek not almaları dışında başını bile okşayamaz hale geldiğimiz şimdilerde de büyüklerin sevgileri oruç sayesinde bereketleniyor. Çocukluğumuzun adam yerine konulduğumuzu hissettiren o ilk sahur yemekleri ve arkasından ağzımız çalkalayıp vecd içinde ettiğimiz niyetler, unutulur mu? Kuşlukta acıkmaya başlar, öğleye varmadan da iftar ederdik. Yarım günlük oruçlara “direk” verir, büyükler iftara kadar kalan süreyi bisküvi arası lokum yahut akide şekeri ile bizden satın alarak, orucumuzu tamamlamışlık hissi verir; rahatsızlık duymamızı engellerlerdi. Bizi büyük adam olmaya hazırlamanın bir tür alıştırmasıydı o yarım günlük oruçlar. Sonra tamamladık; tamamlandık…

Ramazan bize her haliyle her tavrıyla bugünün yemeyi, içmeyi, israf etmeyi şiar edinen hâkim ahlâkına ve “çöp uygarlığı”na karşı durabileceğimiz bir merhamet ve şefkat medeniyetinin ruhunu sunuyor. Namaz tek tek insanları yükseltir ve şahsiyetimizi takviye eder; oruç ise tüm toplumun miracıdır. Ramazan ayı münasebetiyle girdiğimiz medeniyet ikliminden keşke hiç çıkmasak! Bir yolunu bulsak da on bir ayın tekmilini Ramazan gibi yaşasak. On bir ayın sultanının sultanlığı hiç bitmese. Mesela, iftar çadırları on ay boyunca da mecburi perhiz yapan fakirler için açık tutulsa. Hiç olmazsa bir yıllığına böyle bir yol açsak, belki bütün insanlık dönüp dönüp bize bakarak adamlık öğrenir. Belki, Birleşmiş Milletler, Ramazan ahlâkını Müslim, gayr-ı Müslim herkese örnek olarak sunar. “Nerdeeee!” demeyin, lütfen demeyin, bari siz demeyin.

  

20 Ocak 2024 Cumartesi

GERÇEĞİN BASİTLİĞİ AHLAKIN SADELİĞİ
Gazze'ye son saldırı başlar başlamaz, Filistinliler aleyhine, topraklarını satmaları gibi meşhur yalanlarla beraber Yahudi yanlıları harekete geçti ve hâlâ aynı kafayla devam ediyorlar. "Yanlılar" diyorum ama çoğu yanlı olduğunun bile farkında olamayacak kadar cahildir.
Çıplak gerçek: Soykırımdır. Bunu kavrayıp, ilk günden beri harekete geçen ve hâlâ susmayan batılılar, bütün söylemlerin üzerinde en samimi insanlardır.
Gazze olayı, beşeri malzememizi, o malzemenin ahlakî yapısını çok daha derinden incelememiz gerektiğini ihtar ediyor. Bana deseler ki: Londra'da ve Ankara'da eş zamanlı olarak Gazze'deki soykırımı protesto eden iki miting var, ikisine de katılma imkanına sahipsiniz; hangisine katılmak istersiniz. Londra'da "Viva Viva Palestine" diye bağıranların yanında olmak isterdim. Bu adamlar, devletlerinin siyonizme bağlılıklarına rağmen yürüyorlar.
Türkiye'de ise popüler kültür haline gelen riya, yalan, cehalet ve samimiyetsizliğe karşı cihat etmek gerekir. Taraftarı en az hareket olacağı korkusunu taşıyorum ama ümitsiz de değilim. İnsan olan anında bu bir soykırımdır der ve anında tarafını belirler.
Gerçek bu kadar basittir, ahlak bu kadar sadedir.

28 Aralık 2023 Perşembe

KENTİN KISA TARİHİDİR
Mısmılırmak vadisi, İstasyon, Kılavuz Tepesi sınırdı; o sınırlardan sonrası tarım arazisi... Kabaca böyleydi.
Mevcut sınırlar da genişletilir; çünkü şimdiden kapatılan tarlalar var; bu işler tiyosuz olmaz.
Bu arada boşalan köylerin arazilerinin halini merak eden bile yok.
Üstten aşağıya doğru hiçbir politikası olmayan politikacılarla geldik bu noktaya, buradan devam edilir.
Kenti yönetmek, en geniş kapsamıyla her kesimden taraftara ayrı bir rant bahşeder. Bazen bu, bir köfteye kadar da düşebilir. Yarış böyle geçmiştir, geçer. Yükselmek için birbirini tepeleyenler, fırsatını bulunca dibine kadar sömürür.
Varsa bu mekanizmaya karşı çıkma dirayetine sahip kişiler, onlara da göz açtırılmaz. Ehl-i rant; çok kalabalıktır, kaba ve hoyrat insanlardan oluşur. Bunlara ram olursanız, size numaradan saygı gösterirler; ama insanlığınızdan çok şey kaybedersiniz.
 ve 9 diğer kişi

Beğen
Yorum Yap
Paylaş

23 Aralık 2023 Cumartesi

ŞENLİKLİ TOPLUMUN ŞENLERİ

Şenlikli toplumun şenlerinin hiç bir şeye kendiliğinden tepki göstermesi mümkün değildir. Acı duymaz; medya ve sair kanallardan acılardan haberdar olur ve kendisinden istendiği biçimde kasıntılı cümlelerle duyarlı olduğunu göstermeye çalışır. Hafazanallah, bir nevi “tıklama piyasası” oluşur. Münferit ve mutemet gördüğüm insanları seçiyorum ve umudumu diri tutuyorum.

Az zamanda şenlikli toplum olmanın dibini buldunuz. Martaval okuyorsunuz ya, hakikatle yüzleşin diye söylüyorum. Kökleri daha eski elbette ama iktidar gücünüzle, bu kökler üzerine yeni ve temiz fidanlar aşılamayı hiç bir zaman hedeflemediniz. Benden çok şikayet etmenize bazen şaşırıp kalıyorum; çeyrek yüzyılda güzel ahlak sahibi insan yetiştirmek için tek ciddi adımınız olmadı. FETÖ hadisesi size bu şansı verdi; onu bile tersine kullandınız. FETÖ'den tefriki gayr-i kabil kadrolaşmalarınız, seçilecekleri bile atamanız bunu gösteriyor.

Siyaset, parti mevzusu olmadığını, millî sorumluluk gereği olduğunu anlarsınız söylediklerimin ama öyleymiş gibi göstererek olmadık figüranlara olmadık sözler söyletirsiniz.

Bunlar bir şey değil ya! Küçük kasaba hâli; küresel(!) gerçekleriniz, küçük kasabalarda daha net gözüküyor.

Faniyiz. Ömrümüz içinde yaptığımız her şeyin hesabını milimi milimine vereceğiz.

8 Aralık 2023 Cuma


SOKAKLARIN KALİTESİ VE GAZZE
Ne söylersem söyleyim, sokağın çocukları oradan bir siyaset çıkarma yolunu terk etmezler. Çünkü siyasi açıkgözlülükle ya nemalandılar, ya nemalanamadılar. Aşık atıyorlar ve her zaman şek gelmeyebiliyor.
Nemalananlar, hak ettiklerini düşündükleri için tatlı su ideolojisi güdüyorlar. Hiçbir ciddi adamı kabul edemezler, çünkü ciddiyet kâr getirmez.
Nemalanamayanlar, muhalif kılığında rast gelene sataşıyorlar. Hiçbir edep ve zevk süzgeçleri yok.
Gazze için bu ülkede ciddiye alınacak sivil bir hareketliliğin olmayışı, bu zafiyetten kaynaklanıyor.
Eh, bir de matah bir şeylermiş gibi, Gazze için söylediklerinden de ayrıca nemalanma yoluna gidiyorlar.
Batı, modernlik konusunda çok söz söyledik ve söyleriz ama orada insan kalmayı beceren batılıların sivil ve dindar yahut sivil ve dindar olmayan muhalefet dilinin ve eylemlerinin kalitesine sadece gıpta ediyorum. Organize oluşları, disiplinleri müthiş.
Mahut zümrelere, Gazze'nin aktüel değil, ezeli bir mücadelenin parçası olduğunu söyleyelim; ben oradan söylüyorum. Siyasetçilere de sokaklarının kalitesini yükseltmeleri; evvel emir, kendi kalitelerini yükseltmeleri gerektiğini hatırlatalım.
Gürleyen bir dil, orijinal bir buluş sadır olmuyor; olanı da sokak kara delik gibi yutuyor. Kuruttunuz, olanı da kuruttunuz.

30 Ekim 2023 Pazartesi

AZINLIK RAPORU
Bilgiyi alıp satarak geçinene aydın, bilim adamı, kültürlü vs. denir. Bilgiyi hayatına, kalbedene adam/ârif denir. Îrfanla bilgi bir arada olursa, bilge denir. Bilge Kağan öyledir meselâ...
Birinci zümre adeta yeni bir insan ırkıdır. Bencildir. Çok yüzlüdür. Kendini sever, sevdirmek için yaşar. Cehaletini ihtisasıyla örtme konusunda uzmandır.
İkinci zümre, bugünün dünyasının en büyük azınlığıdır.
Tüm ifadeler:
Osman Şener, Selami Elagöz ve 19 diğer kişi