13 Eylül 2026 Pazar

DOSTLUĞA DAİR AĞIR SÖZLER

Büyükşehir tesmiye edilen kentler dahi çok büyük değil. Hiçbir konuşuk muhitinde kalmıyor; birinin izine atılan söz, güdümlü mermi gibi kıvrıla büküle gelip muhatabına değiyor. Eski dostluklar hakkında, ağyar ile tek cümle konuşmadım. Didiklemek isteyenin yüzüne muavvizeteyn üfleyerek paylamanızı isterdim. İnandığımız ahlaki ilkeler, hatıralara hürmeti gerektirir ki; bazısı güldürür, bazısı ağlatır. Aranızın açıldığını görünce, durumdan vazife çıkarıp bir eski dostunuza ağız dolusu hakaret eden kişilerin lügatimizdeki tek karşılığı, müfsittir. Olur olmaza söz imkânı açmak, olur olmaz lakırdıyı dinlemek insanı “söz fesadı”na düşürür. Mide fesadına uğrayanın midesi; söz fesadına uğrayanın gönlü bulanır.

Dostluk, rüştünü ikmal eden bir kişi için hissiyatı aşar; hukukilik kazanır. Resmi hukuktan bahsetmiyorum; çünkü hayat, buyrukla, buyrultuyla çerçevelenemez. Söylediğini, eylediğini cari hukuk parantezine sokmak, genellikle adamlıktan nasibi olanların yolu değildir. Kimin, kimsenin içinde ne barındırdığını bilemeyeceğimiz gibi, beraber yürüdüklerimize bile her konuda kefil olunamaz. Dost mudur? Evet, yarım yamalak dahi olsa teveccüh gösteren herkes dosttur. Kimi daha yakın, kimi daha uzaktır ve mümkündür ki, uzak olan yakından sadıkanedir.

Biricik ilke, dostlukta kıdemin esas olduğudur. Kıdeme riayet, vefanın gereği olduğu gibi, insanın kendi geçmişiyle barışık olmasıdır. İnsanlara en acımasız tuzaklar geçmişiyle kurulur; hele de sözlerin topuktan vurulmasının mubah görüldüğü bu çağda. Son zamanlarda “Bana çok ağır sözler söyledi!” şikâyeti, yolda bulup dost mabeynine koyduklarımın naklen gönderdiği bir ihbarname gibi… Ağır söz dediğiniz her ne ise, ölçerek biçerek söylemişimdir; alenidir ve kayıtlıdır. Siz de bilirsiniz ki, “Mızmıza mızamız mızamıza mızmız” vezninde eğlenceli söylenceler harcım değil.

Ağır diyorsanız, ağır; suç diyorsanız, suç… Kârım, çıkarım var mı? Yok. Hasmınız var da onunla işbirliği mi yapmışım? Yok. Çok sordum, soruşturdum şu ağır sözlerimin sebebine dair tek kelime etmediniz; edemediniz.  Ben ikrar edeyim o zaman: Hikmet-i hükümet yüzünüze gülünce dostluğumuza zemin olan değerlerle bağdaştıramadığım davranışların tamamını ve daha kötüsü elbirliğiyle icra ettiniz. Biriniz işaretledi, biriniz tuttu, biriniz bağladı, biriniz vurdu ve çoğunuz seyretti. “Hani bana, hani bana!” diyen acezeleri hiç saymıyorum. Bir de şu aracılar koşarak helalleşme teşebbüsleriniz var. Rahat olun, şahsî haklarımı helal ediyorum, yalnız size değil uzak yakın herkese helal ediyorum. Benim hatırım bir şey değil; âli olan hakkın hatırıdır. Hakkın hatırına değdiyseniz işiniz zor; benim işim de kolay değil elbette. Kütüğe kim nasıl geçmiştir; bilinmez.

Dostlarıma kıdem durumuna göre hâlâ vefalıyım. İnandığım değerlere bağlılığıma ise vefa kelimesi kifayet etmez; onlar uğrunadır yaşadığım. Kabri gülşen olsun, dünyaya bakışını kökten değiştirince, bir müddet yetim-i ahbap kalan bir kadim dostuma “Zor olmadı mı?” deyi sual etmiş idim. O da:

─ Allah, bana o kadar güzel yeni dostlar bağışladı ki, mazide aldığım bütün yaralarım sağaldı!

Demişti.

O gün bu gündür eski dostun vefalısını, yeni dostun hayırlısını dilerim.


19 Nisan 2026 Pazar

 

PROJE ve PLAN ÇOCUKLARI

Çocuk artık hayatımıza yerleştirilmesi zor bir mahluktur. “Henüz yapmayı düşünmüyoruz ayol!” ifadesi bile tek başına çocuğun ve çocukluğun başına gelenleri anlatmaya kifayet eder. Dokuz küsur şiddetindeki zelzeleye dayanıklı gökdelen inşa ediyorlar sanki… Önce su basmanını bir çıkalım da, temel iyice bir otursun filan gibi… Neticede bir vakitte ve biraz da karta kaçmaya başlayan çiftlerin bir çocuğu olur… Garibim plan mahsulüdür ve tekildir; bir kardeşi bacısı olsa körpe canı şenlenecek ama yok; çıldırır, sağa sola saldırır. Tepine tepine ister ve istediğini paşa paşa önüne sererler; istemedi mi ağzına tıkarlar; vitaminler, mamalar, akla ziyan hormonlu görgüsüzlük alametleri… Plan çocuğu bencildir; narsisisttir, hatta bazen sadist… Bizim haneye bir plan çocuğu geldiğinde, eşyalarımı sigorta ettirmediğime üzülüyorum; isterseniz gücenin. Elbette masumdurlar, fazlaca örselemeyelim.

Plan gerçekleşmiş, proje başlamıştır. “Doktor olsun!” yok ya o iş ağır olabilir, “Mühendis olsun!” desek, ya onlar da iş bulamıyor… Yirmi sene sonralar içindir bu hesaplar; “görmemişin bir oğlu olmuş, dişleri yok diye protez yaptırmış!” gibi hesaplar. Proje çocuğu, tam makine cücüğüdür ama yalnızdır; tek başına cik cik edip durur, bahtsız ve biricik… Anne baba devamlı etrafında “Ah evladım dünyanın en güzel ötümlü civcivisin sen!” sadedinde kol kanat gerer; sanki başkacası varmış gibi. Gerçekte dinlemezler bile; iltifatla durumu idare ederler.

Tek eşli evlilik ruhiyatı düzgünler için kral bir şeydir. Tartışıyorsanız “biricik”leri tartışın! Tek çocuk, çocuk değil; anne baba kompleksinin, olamadıkları ve üstün gördükleri her şeyin proje alanıdır. Duydunuz mu? Yok duymadım! Fırfırzadelerin bir kızı olacakmış, Londra’ya gidiyorlarmış, doğar doğmaz İngiliz olacakmış, adı da Alisa!!! O da ne la! oldu olacak, bir de vaftiz babası edinsin tam olsun! Fırfırgillere nispet,  Dikdikoğulları da hamile gelinlerini Mayami’ye gönderiyorlarmış! Bunlar da mega-proje çocukları.

Efendim, ekonomik koşullarımızın üç sene sonra düzeleceğinden tahminle borsadaki hisseler tavan yapınca yazlığı da aradan çıkarırız, bir yıl sonra da kariyer tamam, sonra elimiz ayağımız boşalır bir ikinci balayına çıkarız, vaktimiz de bol olur. Ay unuttum Niyazi, biraz daha erteleyelim, olmuşken bebek odasını da dizelim!

“Hayırlısıyla ve hayırlısını!” diyemiyorsanız, yazık çocuklara, gerçekten yazık!

28 Ocak 2026 Çarşamba

ÇOK SİYASİ BİR YAZI
Siyaset, siyasetçi üstüne elbette söz söylemek lazım. Benim gibi ihtisası sosyoloji ve iktisat olanların aslında görevidir. Lakin, bu meyanda söylediğimiz her sözün iktidar, muhalefet, yandaş, candaş vs. tarafından nasıl yamultulduğunu ve saldırı aracına dönüştüğünü bir kaç kez yaşadım. İçinde taşıdığı ve nedenini bilmediğim ve bilmek istemediğim düşmanlıkları kabaran birileri, kendi iftiraları yetmezmiş gibi, başkalarını da paçalarıma sardılar. İçlerinde en dikkat çeken ise şimdi muhalif takılan üç kişi olmuştur; üçü de iktidar partisinden milletvekili aday adayı idi. Kişiliksiz muhalefetin en önemli sebebi bu nevi insanlardır. Şimdi mistik, sanatsever, musikişinas geçiniyorlar. Seçimler yaklaşınca ve halleri aday adaylığına elverirse görürüz.
Bu arz-ı halden sonra şunu söyleyeyim: Siyaset üzerine konuşacak olsaydım terörizm ve siyonizme göbekten bağlı terörist devletçikler kurmak isteyenler karşısında siyasetçilerin tavrını teşrih masasına yatırırdım. Bir şey olacak, birilerinin görüşü değişecek umuduyla değil; tarihe not düşmek adına yapardım. Mahut trio başta olmak üzere, bana giden seçim zamanı hiç hak etmediğim biçimde saldıranların üslubuyla değil elbette, en temiz Türkçe ve en sağlam tahlillerle.
Bu siyasi(!) yazıyı "terörizm ve siyonizme göbekten bağlı terörist devletçikler kurmak isteyenlerle ilgili hareketliliğe lütfen dikkat edin!" sözleriyle toparlayalım. Bu güruhlar ve güruhları sevk edenler okuyanı yazanı sever görünürler ama kendilerine yalakalık edenlerini severler. "Okur yazarlıkla yalakalık bir araya gelir mi?"derseniz; el-cevap gelir. Menfaatine kul olan nice çok yüksek tahsilli adam tanıdım.

25 Ocak 2026 Pazar

ÖLÜM ÜSTÜNE HUSUSÎ BİR NOT
Adamın biri, ağanın konağına varmış ve rüyamda "Sizin evin önünde helva pişiriyorlardı. Yakında bir cenaze çıkacak!" demiş. Tabiri rüyadan tatsız ama yine de hane halkı rahatsız olmuş ve hepsi anında gözlerini azab'a çevirmiş. Öyle ya! Ölmeye en münasip kişi olsa olsa azap olur.
Ölümü kendime hiç uzak hissetmedim; hala öyleyim. Bir seneyi bayağı geçti. Ağır bir hastalık geçirmiştim, ameliyat oldum. Kalbim durmuş, ne yapmışlarsa bilmiyorum; yeniden kan pompalamaya başlamış. Bu kez solunumum durmuş, yeniden nefes almaya başlamışım. Hatırladığım bazı şeyler var ama çok hususî tecrübeler. Netice-i kelam vademiz dolmamış. Birilerinin yalan yanlış şeyler söylemesi üzerine işin aslını faslını özet geçtim.
Ölümün ağası, azab'ı olmadığı gibi; hikayenin sonu herkes için aynıdır. Dilerim bir ben değil, hiç kimse kul hakkıyla göçmesin. Ben "yaşama sevinci"nin ancak ölümü unutmamakla mümkün olacağı hissesini çıkardım, yaşadığım kıssadan.
SÖZÜN BAŞINA BAKMAK

Sözün başına bakmalı...

Sözün topuğuna bakmak, çirkin bir fiildir...

Sanal âlemde sözün topuğuna bakanları tanımak zordur, gerçi yüz yüze olduğumuzda da zordur ama hiç olmazsa neyle kimle karşı karşıya olduğunuzu bilirsiniz...

Neden söyledim bunları?

Hikmetli bir söz, ya da fiil gördüğünde alıp onu kişiliğinin bir parçası yapmak yerine, çalıp satanlara kızdığım için... Bir de, az çok ait olduğu sürüden fazlaca nemalanarak kendine pâye edinenlerin verdiği rahatsızlıktan...

Uzak durmalarını dilemekten başka bir şey elimden gelmez; uzak durun...


8 Ocak 2026 Perşembe

ELEŞTİRİYE MAHAL YOKTUR
İçinden fakir olan şairane hareketlilikleri derecelendiren mekanizma, iktidar ilişkileri içinde oluşan ve dağıtılan rütbelerle dönmektedir. Şüphesiz akademik dünya denilen sathilikten özenle seçilen kişiliksiz ve görgüsüz otoriteler, mahut mekanizmayı meşrulaştırmaktadır.
Mekanizmanın eleştirisine bilgi düzeyinde muktedir fertlerin bağımsız ve sivil olması durumunda, iktidar ilişkileri bütün cesametiyle süpürme harekatına girişir. Bunu göze alan çok nadir insanlar var olabilir; ekseriyet ise kudretini "eleştiri"yi engelleme biçiminde göstermektedir. Bilginin modern zamanlarda ne işe yaradığına en olumsuz örnekler bizim ülkemizdedir.
Hayıflanma biçimindeki söylemler can sıkıcı olup, ekseriyetle "içinden fakir" olanlar arasındaki sürtüşmelerden çıkan seslerdir. Sızlanmayı daha iyi becerenlere de genellikle bir ufacık susma payı ödülleri verilebilmektedir. Değerlerin istismarı yerine; "toplam gönül kalitesi" demek daha uygun olur. Değeri, kendi dışından tayin edilen şairane karartılara "değer istismarı"yla ilgili atıfta bulunmak çok yapılan bir hatadır ve düşmemek gerekir. İnsan, önce kendinden değerli olmalıdır.
Aleniyet taşımayan mekanizmalardan kitlelere ustaca sızdırılan "Biz" ve "Bizim" gibi kapsamlı söylemlerin, hakikate istinat eden en ufak bir tarafı yoktur. Yalnız "şairanelik"ler için değil, "sanatkaranelik"ler için de benzer şeyler söylenebilir. Dünyanın başka taraflarında, az bir zaman farkıyla zaten söylenmiştir.
Metheden, kimse bulamazsa kendini metheden küçük fikir kulüplerinin ciddi eleştirmen açıkları var. Belki onu da istihdam ederler. Püskürtme de olsa ortam biraz renklenir.

6 Ocak 2026 Salı


BELEDİYECİLİK YALANCI BİR MESLEKTİR
"Karı incitmemek için çabalayan bir belediye anlayışı takdire şayan değil midir?" dedim. Mizah ile anlatayım dedim kamunun derdini; meğer mizah yapmayı unutmuşum. İltifata sayanlar oldu. Ekser şehrimizde belediyecilik diye bir şey olmadığını yirmilik çivi gibi cümlelerle dahi anlatamazsınız. Şehre kıymet verdiklerini anlatarak kıymet bulmaya çalışan sahte bir şehirlilik mütehakkim bir suretle her yerde karşınıza çıkar. İşin başında onlar vardır aslında; sonunda da arsacılar, emlakçiler kazanır. Son yirmi yılda içine bir şehir sığacak yeşil alan kentin altında kalmıştır.
Bu ahval ve şerait, tabanı şirret ve tehlikeli kitlelerden oluşan bir teamül haline gelmiştir. Altyapı-üst yapı meselesidir şüphesiz ama altı da üstü de insan olan bir yapılaşmadır. Elbette, dozerleri ve sürücülerini ve sahiplerini karşımıza alacak değiliz, materyalizmin başpapazı gibi.
Övgüye muhtaç okur yazar, yaşanan hiçbir şey hakkında tek kelime konuşmadan az çok nemalanır. Altı üstü birbirine o kadar uygundur ki, garip/insan olduğunuzu fark ederlerse kaldırımlarda bile yürümenizi yürekleri kaldırmaz.
Garip olmanın sınırlarının hançeremize kadar genişlediği bir dünyada söz söylemek dahi zorlaşmıştır.

22 Kasım 2025 Cumartesi

AHLAKIN KÜTÜKLEŞEN SOYSUZLUĞU
Ahlak hakkında soyut şeyler söylemek çok kolay, kolay ötesi kolay. Ahlak alanında profesör bile olabilirsiniz. İyi ahlakın, kötü ahlakın ne olduğuna dair öyle şeyler söylersiniz ki, belagat şaheseri olur. İş, gerçek şahıslara yönelip, bir çift söz söylemeye geldiğinde arkanız, önünüz bomboş kalır. Dostlarınız sessiz kalır, uzak durmayı tercih eder; düşmanlarınız derhal karşınıza geçer.
Neden düşmandırlar? Ben, bir türlü anlayamadım; içinde hasetlik olabilir, duyguları o an fırsat bulup açığa çıkmıştır. O adamdan çıkarı vardır; çıkarı uğruna size vurmaya başlar. Bazen ve bizde çok olduğu gibi fotokopiden çıkmış gibi birbirine benzeyen karakterler öyle bir araya gelir ki, şaşırırsınız. Müthiş bir iletişimleri vardır ve gece gündüz gıybetli, riyalı çok tatlı iletişirler; şehirler arası hat bile kurarlar. Bu iletişim sayesinde bir de "davun topu" gibi yeni düşmanlarınız olur.
Ne istiyorum? Çözüm teklifim var mı?
Hayır!
Daha birbirini arayıp da selam vermeyi bile temel ahlakî değer olarak görmeyen insanlardan dostun olsa ne olur, düşmanın olsa ne olur. Kapitalizm, ahlakı da döviz kuru gibi dalgalanmalara bırakmıştır. Bu dalgalanmalar içinde insan ilişkilerini iyi anlamak için temel soru, "Kimin, ne çıkarı vardır?" sorusudur. Daha birbirini arayıp da selam vermeyi bile temel ahlakî değer olarak görmeyen insanlardan dostun olsa ne olur, düşmanın olsa ne olur. Kapitalizm, ahlakı da döviz kuru gibi dalgalanmalara bırakmıştır. Bu dalgalanmalar içinde insan ilişkilerini iyi anlamak için temel soru, "Kimin, ne çıkarı vardır?" sorusudur. Elbette o ilişkiler içinde tortu olarak ahlakî değerler de -duruma göre- bulunabilir. Buna müsaade vardır. Ahlakın, "Allah ile kul arasında" olan biten bir şey olmadığına inananlar daima olacaktır; onlara mümin denir.
Müminlerin iletişim halinde olmayışı, itikatları ile amelleri arasında bağ kurmada zafiyetlerini gösterir.

15 Kasım 2025 Cumartesi

ODAK
"Çıktılık" yapmayı pek seven, medyatik bir kısım "İslamcı/İslamlaşmacı" vardı. Âlim vasfını taşıyanlar, kendi çapında cemaati olanlar da vardı."Yapmacık" tavırlı geliyorlardı bana; uzak durmayı tercih ettim; hâlâ uzağım. Kendi ön yargılarıma göre bunları hiçbir zaman "yerli" bulmadım. "Eleştirel" takılmak adına didikledikleri hususlar: İslamcılığın/İslamlaşmacılığın zuhurundan önce de var olan; modernizmle beraber daha şiddetle vurgulanan ve bir bakıma hitabeleştirilmiş hususlardı.
Bende şimdi geldikleri ve eklemlendikleri odağın, çıktıkları odakla aynı olduğu hissi uyandırıyor, söyledikleri. Aslında çıktıkları yer de yok, geldikleri bir yer de.
Ağır ve parsellenmiş konular, kalem oynatmaya, yeni kitaplar yazmaya müsait. Sadece, çıkılan yerle varılan yerin çatallı konumu beni ürpertiyor. Parmağı bırak, aynı kara deliklere akıllarını kerrat ile sokanların davası, iddiası, duası nedir? Soruyorum, soruyorum; kendi kendime soruyorum. Ama her soruya cevap vermek zorunda değilim; kendi sorum da dahil. Soru olarak kalsın.

13 Ekim 2025 Pazartesi

KEÇİLERİN TÜRKÜSÜ YAHUT MASKELİ BARIŞ
Tragedya "Keçilerin Türküsü" anlamına gelir. Hizmetçiler, aktris ve aktör olarak asillerin seyretmesi için tiyatro yaparlarmış. Asilleri de hicvettikleri için keçi maskesi takarlarmış; maksat tanınmamak. Böyle ve ilginç bir gelenek. Maskeli Balo dubarası o geleneğin uzantısı olabilir.
Asiller var ve bir de diğerleri... Keçi maskesi işi kolayca hallediyor. Günümüzde maske ile işi halletmek zor. Bir nevi herkes maskeli geziyor ama yine de fotoğrafa aynı kişi olarak çıkabiliyor.
Ateşkes mi, barış mı henüz belli değil. "Niyet" dediler ve imzaladılar. İmzalayanların arkasında "Peace 2025" yazıyor. Çok söz söylemeye ne ortam müsait ne bende diplomatik yahut siyasi dil kullanma âdeti var.
Benim maskeli kahramanlarım: Kassam Tugayları...
Destan yazdılar.
Dünyanın sakinlerine savaş niçin ve nasıl yapılır konusunda ders verdiler.
Savaşarak cümle âleme barışın yolunu çizdiler; yolunu ve ufkunu...

12 Ekim 2025 Pazar

YAZMA HEVESİ
Yazmaya heves eden kardeşim!
Çok okuman lazım. Böylece senden önce ve ve belki daha derin kavrayışla yazılmış olanlardan haberdar olursun. Yazmak, aslında okumaktır ve kendini yetiştirmenin bir yoludur. Kendini yetiştirmek büyük ve nihayetsiz bir hedeftir. Böyle bir derdin yoksa başkalarını inandırmak, yönlendirmek için yazıyorsundur. Piyasada tutturursan meşhur gazeteci-yazar/eğitimci-yazar/ilahiyatçı yazar filan bile olabilirsin.
Ben sosyal medyada, hangi gazeteye koysan okunacak yazılar kaleme alan çok arkadaş görüyorum. Bazıları, dolu olduklarını da hissettiriyorlar. Tek kusurları piyasaya girememiş olmaktır.
Zaman kıymetlidir.
Okumak lazım.

29 Eylül 2025 Pazartesi

KATEGORİZE ETMEMELİ
"Beni Kategorize Etme" şarkısının sözleri ve müziği Bülent Ortaçgil'e aittir. El-hak Sezen Aksu çok güzel söylemiştir.
"Beni kategorize etme,
Benle oynama;
Yaftayı yapıştırıp
Bana isim koyma!
Karikatürleştirme beni,
İlahlaştırma;
Tabulaştırma sakın
Tapulaştırma!
Matematikleştirme beni
Çarpma, bölme
Toplama çıkartma sakın
Beni hesaplaştırma!
Mekanikleştirme beni,
Otomatikleştirme!
Yarıştırma sakın onla bunla;
Karşılaştırma!
Sıkıştırıp tıkıştırma beni,
Depolaştırma!
Duygularım yok oldu yüreğimi
Nasırlaştırma!
Beni demoralize etme
Depolitize etme
Her işten kaçar oldum
İllegalize etme."
Nakaratsız haliyle yazdım. Şarkı deyip geçmeyin; aklı özgürleştirerek düşünmenin kurallarını içermektedir. Daha uzun şeyler açmaya elbette müsaittir ama lafın tamamı aptala söylenir. Edepsize ise böyle şeyler hiç söylenmez; söyleyeceksen yine edebini bozmadan söylemelisin.
Aklını özgürleştiremeyen; edeb nedir, ne değildir zaten ayırt edemez.

4 Ağustos 2025 Pazartesi

DÜZENİN ADAMLARI
Gençtik. Çevre genç dava adamıyla dolu. Biri geliyor, biri gidiyor. Bazı makam sahiplerine gençlerin iş, aş davasını halletmeleri için ziyaretlerde bulunuyordum; yüzüm çok güleç değil. Sonuç da alıyordum. Galiba vicdanlarında yer eden o eski dava adamı tarafları harekete geçiyordu. Şimdi peşinen söyleyeyim, artık harekete geçecek bir tarafları kalmadı.
Sonra yıllar geçti. Genç dava adamları iş adamı, bürokrat, iyi damat filan oldular. Ben (estağfirullah) yanlarına yakışmıyordum. Birbirleriyle bir nevi etli ekmek, çiğ köfte, Sivas kebabı ittifakı da kurdular. Sofraları fakire, haneleri misafire tamamen kapandı. Eski makam sahiplerinden ikisi ile ders aldığım bir muaşeret olmuştu. Çay söylediler, yalan değil; kıymet verir gibi davrandılar. İkisi de birbirinden bağımsız şekilde "Arkadaşlar ne yapıyor?" sorusunu sordular. O kadar uçmuşlardı ki çevremdeki o genç dava adamlarını hâlâ eskisi gibi sanıyorlardı. Size benzediler diyemedim, "İyiler, maşallah!" deyip savuştum Aslında onlardan daha farklı yerdeler. "Düzenin adamı" dediğimiz bir sosyal tip tasvirimiz vardı, aynen öyleler. "Adamı" kelimesine de mahal yok; düzen denilen şu muamma düzeneğin renksiz, kokusuz, tatsız bir parçası oldular.
O, benden bir kaç yaş büyük abilerin zaman zaman vefat haberlerini alıyorum. Gani rahmet diliyorum, çünkü hâlâ düzene karşı depreşen bir damarları vardı. Düzen dediğin ne diye sormayın, iş uzar kardeşler. Kısaca rötar-yen-dolar düzeni filan diyebiliriz.
Dünyevilik, dünyevileşme ve açılımları konusunda aldığımız tavır, bizim gerçek kişiliğimizdir. Hâlâ varmış gibi eski yüzyıldan kalma islamcılık, milliyetçilik ve benzeri ideolojiler konusunda yapılan tartışmaların vicdanlarda azıcık da olsa yeri kalmayan bir durumdan bahsettiğinin anlaşılmasını isterdim. Azalan sadece nüfus artış hızımız değil.
Mecbur kaldım. Bazı konularda yeni makam sahiplerine ricada bulundum. Çay söylemeleri hariç; vicdanlarında iletişime açık bir damar görmedim. Gerçi işin nasıl çözüleceği konusunda hayli yardımcı oldular. Ama o kadarını, hattâ daha sarahatle yapay beyinler bile yapıyor.

31 Temmuz 2025 Perşembe

SEN ANCA KONUŞ
Gazze diyorum... Acı çekip çekmediğimi, miktarını bilmeniz mümkün değil. Kalkmış bir arkadaş, "Sen anca konuş!" diyor. Kırmak istemem, belki sen de böylece bir tavır geliştirdiğini düşünüyorsundur. Hayat alameti sayarım.
Peki sen ne yapıyorsun? Akına çıktın da haberim mi yok? Gazze diyenlerden rahatsızlık ve kuşku duymak seni rahatlatıyor olmalı.
Çok mu bir şey söylüyoruz. Hayır. Aslında doğru dürüst acımızı bile ifade edebildiğimiz söylenemez. Ama yargılamadan, sorgulamadan hem söylemeli hem söyleyenle duygudaşlık kurmalıyız.
Ben yumuşak koltuklarda oturup da, makamı icabı sözü benden daha etkili olabileceklerin suskunluğuna acayip kızgınım. Neredeyse münafık diyesim geliyor.
Anca konuşuyorum evet.

27 Temmuz 2025 Pazar

EFRUZÎLER
"Efruz Bey"lerin sanal medya sayesinde mebzul miktar olduğunu anlıyoruz... Teşkilatlı, kademeli, mali destekli olanlar kasım kasım kasılıyor; icabında omuzlara alınıyor, parlamentoya taşınıyor, saçmalamasına rağmen alkış görüyor. Her mahfil ve mevkide bazıları özenle seçilerek ikame edilmişlerdir.
Dijital dünya, insan olana çok daha ağır yükler getiriyor. Bunu taşımak, sadece öteye inanmakla mümkün olabilir. Profesyonel Efruzîlerin bazısını zahmet çekmeden müşahede ediyoruz. Dünyanın bütün gücüne sahipmiş gibi nizam veriyorlar ve koltuğa gömülü mabadının kuturu dışında kalanlar zavallı, koyun, aşağı bir tabaka.
Günümüzün siyasi teşkilatları, insana değil, seçmene sahip olmak peşinde koştuğu için; Efruz Bey ve müteradifleri "seçkin" olarak kabul görüyor. İttihat ve Terakki ciddiyetinin, o nesillerin müktesep vasfı oluşu, ayrıntı olarak bile değerlendirilmez.
Yine tekmil iş, ahlak meselesi olarak karşımıza çıkıyor; özellikle "iş ahlakı" olarak karşımıza çıkıyor.

16 Temmuz 2025 Çarşamba


HASETLİK VESVESESİZ OLMAZ
Aklını, gönlünü hasetlik ve vesvese çitleriyle çevirmişlerle ne yol yürünür, ne hemhal olunur. İkisi de her zaman ve zeminde bir aradadır.
Heyhat! Denedim...
Makam sahibi olmuş dedim, zengin dedim; artık kime hasetlik etsin dedim, neden vesvese kursun dedim...
Olmadı...
Çünkü içi boştur, başı kof... Ne yer yesin doymaz, fakirin kırdığı soğana hasetlenir. Ne söylersen söyle içindeki şakşakçıdan gayrısını dinlemez.
Bir de hep haklılar be ya! Takım halinde daha haklılar; çünkü birbirlerinden beslenerek güçlenmişlerdir.
Her şey insan ilgili...
Temiz nefes can verir; pis nefes bozar. 

7 Nisan 2025 Pazartesi

İKTİDAR VE KALEM İŞLERİ
İktidar bölgesinde kalem oynatanların, pek tuhaftır ne söylerse alıcısı var. Olmadı birbirlerini yücelterek geçinir giderler. Bir de iktidar gölgesinde oynaşanlar var. Çıkarları olursa paylarını alırlar; olmadığında sızlanırlar ve hafif tertip muhalif takılırlar. Ara bölgede bu iki kesim sıkça buluşurlar.
Bunlara kültür adamı vs. diyorlar. Kültür mantarı demek daha uygun düşebilir. Bu durumdan şikayet edenlerden de herhangi bir kalite ortaya çıkmıyor.
Tavır sahibi olmayanların üslup sahibi gibi gözükmesi gösteriden ibarettir.
İktidarın ilgili kurumlarının varlığı, koltuk sahibi olanların şahsiyeti/şahsiyetsizliği ile sınırlanmıştır.
Diri bir iletişime ihtiyaç var; kaleme hürmeti olanlar, ayrı bir sohbet iklimi oluşturmalıdır. Akıllı telefonlarının tuşlarına bile basarak dostlarını aramak akıllarına gelmiyorsa, acışmasınlar ve sızlanmasınlar.

2 Aralık 2024 Pazartesi

HOMO CULTURA TAZE BİR TÜR
Ne kadar kokmaz, bulaşmaz varsa iktidarı nimet bilip çöreklenmişler galiba. Pek çok yerden benzer haberleri işitiyoruz. En ufak bir dertleri yok. Ben çok azını biliyorum; bir Aziz Vlas meselesi yaşanmış. Adamlar anıt yapmışlar; üzerlerine gidilmeseymiş türbe dikeceklermiş. O ihtimal hâlâ var mı? Bilmem, olabilir. Bu esnada: valiyi ayrı sayarsak; belediye başkanı, rektör, vakıflar bölge müdürü, il kültür müdürü ve saire iktidarın kudret verdiği seçkinler(!) değil miydi? Belki de açılışı en büyük imza sahibi velinimetlerine yaptırırlardı.
Şehircilik oynayan bir kısım zevatın derdi nedir peki? Oynamak be ya! İnanın başka bir şey değil. Ortalık STK'lı, dernekli, cümbüşlü adam kaynıyor ve acayip de kültür adamı bunlar. Homo Cultura gibi bir tür; homo sapiensin gelişkin bir çeşidi.
Beğen
Yorum Yap
Gönder

21 Eylül 2024 Cumartesi

KENT SEÇKİNLERİ
Bu kadar oynak ve yalaka bir seçkinler(!) güruhu görmedim. Nostaljiyle bilgelik taslayan, romantizmle genç zihinleri çelen, realizmle güya mantıklı gibi geçinen ama gerçekte hiç bir şeye dikkat etmeyen, hiç bir kimseye rikkat göstermeyen bir güruh...
Kentlerin kayıp insanlarına kılavuzluk eden seçkinler bunlar güya... Ekseriyeti hırs-ı pîrî ile yanıp tutuşuyor, görünme arzularının ve "tekasür" sevdalarının sınırı yok... Sosyal medyada ne iseler, gerçek dünyada da aynılar. Bilseler ki, yedi renkli bayrağın mensupları mesajlarını beğenecek, o meyanda poz ve söz keserler.
Kökenleriyle ilgili bir şey söylemek, aslı olsa bile hoş değildir. Bunlar: aidiyetlerini, "parçalı kimliğe yönlendirenler"in arzusu istikametinde eriten ve gönüllüce küreselleşmiş seçkinlerdir. Hallerini meşrulaştırmak için de geleneğin her alanını katma değer olarak kullanmaktan imtina etmiyorlar. En kötüsü her şeyi biliyorlar ve ziyadesiyle şirretler.
Evet, Allah kurtarsın; kurtulmak isteyen insana ve topluluğa çabalarıyla ölçülemeyecek rahmet tecellileri gerçekleşir. Başka türlüsü muhaldir.

7 Eylül 2024 Cumartesi


HER MESELENİN ESASI
"Kültür Simsarları" dediğim, devr-i sabıkın muvazzaf zevatı, şu uydurulan tarih üstüne türbe dikme hadisesinde neredeydiler ve işin neresindeydiler? Bu soruyu aslında çarşı cemaati yüzlerine sormalı. Olmadık kültürel etkinlikler için "huzur hakkı" alırken bu işten karları oldu mu? Çok soru var ve vicdanlara havale ediyorum. Bahse mevzu zevatın bol keseden dağıttığı yüz yılın üdebası unvanlarıyla şişirtilenler, sahi şehrinize yapılan hangi müdahalede bırakın muhalefeti en ufak bir görüş belirttiniz. Ödüllendirildiniz, alkışlandınız şapır şupur Yarabbi çok şükür diyerek kasıla kasıla gezindiniz değil mi?
Kente kasaba dediğimde hopur hopur hopluyordunuz ama ağzınızı açamıyor, başkalarını üstüme kışkılıyordunuz. Sizi kim eğitti bilmem ama iyi eğitmiş. Profsanız unvanından nemalanmak, şairseniz encümen azasından alkış almak, yazarsanız 4 Eylül'de adam yerine konmak, esnafsanız müşteri kazanmak, dernek üyesiyseniz davetlere buyur edilmek, şehri güzelleştirme konseyi başkanıysanız "ayy ne cici adam" dedirtmek için "sürü görünce koyun, puru görünce tilki" kesildiniz.
Her şey gelip gidiyor ahlaka, güzel ahlaka dayanıyor. Şu malum aziz meselesi de, Meraküm!den Gardaşlar'a kadar uzanan bütün çirkinliklerin sebebi işte bu şahıs kadrosudur. Bir davanız olacaksa "güzel ahlak" davası olmalıdır; yoksa, bu kir, bu pislik hakim ahlak haline gelir, belki de gelmiştir.
Temiz nefes şehri, dünyayıi kainatı güzelleştirir; pis nefes bozar, çürütür, çirkinleştirir. Çünkü mevcudat insanın nefesiyle soluk alıp verir.